Ankara Mahkemesinden Siyasi Mühendislik Hamlesi
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin koridorlarından sızan o son karar, sadece bir hukuki metin değil, ana muhalefet partisinin genetiğine yönelik radikal bir müdahalenin ilanıdır. 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultay için verilen ‘mutlak butlan’ kararı, siyasetin yargı eliyle nasıl bir çıkmaza sürüklenebileceğinin en somut örneği haline geldi. Mahkemenin, kurultayın parti içi demokrasi, eşitlik ve serbest irade ilkelerine aykırı yapıldığına hükmederek Özgür Özel yönetimini görevden uzaklaştırması, Türk siyasi tarihinde eşine az rastlanır bir kaosu tetikledi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden görevi devralması yönündeki bu hukuki zorunluluk, partiyi sadece ikiye bölmekle kalmıyor, aynı zamanda tabandaki güven duygusunu da yerle bir ediyor. Özgür Özel’in önündeki seçenekler daralırken, ya ‘yedek kulübesinde’ bekletilen yeni bir oluşumla yola devam edilecek ya da Kılıçdaroğlu ile kerhen bir uzlaşı aranacak. Ancak bugüne kadar yaşanan sert polemikler ve karşılıklı suçlamalar düşünüldüğünde, bu krizin kansız bir şekilde atlatılması neredeyse imkansız görünüyor.
Küresel Konjonktür ve Muhalefetin Stratejik Zafiyeti
Dış politika perspektifinden baktığımızda, bölgesel ittifakların yeniden şekillendiği, enerji hatlarının ve jeopolitik dengelerin radikal biçimde değiştiği bir dönemde, Türkiye’nin ana muhalefet partisi kendi iç kavgalarıyla boğuluyor. İktidara talip olan bir yapının, kurultay meşruiyetini dahi koruyamaması, sadece yerel seçmen nezdinde değil, uluslararası aktörler gözünde de bir güven kaybına yol açıyor. Batı başkentlerinde ‘alternatif bir iktidar odağı’ olarak görülmek isteyenlerin, önce kendi evindeki yangını söndürmesi gerekiyor.
Siyaset kulislerinde konuşulan o ‘baskın seçim’ ihtimali ise artık bir iddiadan öte, iktidarın elindeki en güçlü koz haline dönüşmüş durumda. Muhalefetin bu denli parçalı ve hukuki tartışmalarla boğuştuğu bir ortamda sandığa gitmek, siyasi rasyonalite açısından iktidar bloğu için kaçırılmaz bir fırsat sunuyor. 81 il başkanının Özgür Özel’e destek açıklaması ise bu büyük enkazı kaldırmaya yetecek mi, orası büyük bir soru işareti.
Adnan Beker Paradoksu: Siyasi Pragmatizmin Zirvesi
Haberin en trajikomik yanı ise siyasi aktörlerin ideolojik savrulmalarında gizli. Dönemin İyi Parti milletvekili Adnan Beker’in ‘Allah memleketi korumuş, bunlar kazansaydı belediye bile yönetemezlerdi’ dedikten sonra CHP saflarına geçmesi, Türk siyasetindeki ilkesizlik salgınının en net vesikasıdır. Dün ‘iyi ki kazanmamışız’ diyenlerin, bugün Özgür Özel ile ‘daha çok seçim kazanacağız’ pozu vermesi, seçmenin zekasıyla alay etmekten başka bir şey değildir.
Muhalefet, bu yaşananların rakipleri tarafından yazılan bir senaryo olduğuna inanmayı seçebilir. Ancak aynaya bakmadıkları sürece, kendi yazdıkları trajedinin figüranı olmaktan öteye geçemeyecekler. Siyaset, sadece rakamlar ve koltuklar değil, aynı zamanda bir tutarlılık sanatıdır. Bugün Ankara’da patlayan bu hukuki bomba, tutarlılığın yerini pragmatizme bırakan bir yapının kaçınılmaz sonudur.