Beyindeki İletişim Ağı Deşifre Edildi
Bilim dünyası, otizm spektrum bozukluğu yaşayan bireyler için çığır açıcı bir keşfe imza attı. Yapılan son beyin görüntüleme çalışmaları, otizmin tek bir çatı altında değerlendirilemeyeceğini, en az iki farklı biyolojik alt tipe ayrıldığını kanıtladı. Bugüne kadar genelleştirilmiş yöntemlerle ele alınan bu karmaşık durum, artık kişiselleştirilmiş tedavi ve destek programlarının kapısını aralıyor.
Sinyal Akışında İki Zıt Kutup Keşfedildi
Araştırmacılar, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki saygın enstitülerin ortak çalışmasıyla devasa bir veri kümesini inceledi. Yaklaşık bin otizmli çocuk ve gencin beyin taramaları, nörotipik bireylerinkiyle karşılaştırıldı. Elde edilen veriler, otizmli bireylerin beyin ağlarında iki zıt kutbun varlığını gösterdi. İlk grupta beyin bölgeleri arasındaki sinyal akışının normalden çok daha yavaş olduğu gözlemlendi. Bilim insanları bu durumu hipobağlantılılık olarak adlandırıyor.
İkinci grupta ise tam tersi bir tablo ortaya çıktı. Beynin farklı lobları arasındaki iletişim trafiği olağandışı düzeyde yoğundu. Hiperbağlantılılık adı verilen bu durum, bireylerin dış uyaranlara karşı çok daha hassas olmasına yol açabiliyor. İncelenen hastaların yüzde 25’inde doğrudan gözlenen bu iki belirgin model, otizmin biyolojik çeşitliliğini anlama yolunda en somut kanıt olarak kayıtlara geçti.
Fare Modelleri ve Genetik Bağlantı
Araştırmanın en dikkat çeken yönlerinden biri, insan beynindeki bu değişimlerin laboratuvar ortamında fare modelleriyle doğrulanması oldu. Düşük bağlantı modeline sahip deneklerde, beyin hücrelerinin birbiriyle iletişim kurmasını sağlayan sinaps yapılarında bozulmalar saptandı. Hücreler arası köprü vazifesi gören bu yapıların zayıflığı, bilişsel süreçleri doğrudan etkiliyor.
Yüksek bağlantılı modelde ise şaşırtıcı şekilde bağışıklık sistemi mekanizmaları ön plana çıktı. Vücudun savunma sistemindeki bazı proteinlerin ve hücrelerin, beyindeki sinyal yoğunluğunu artırdığı belirlendi. Bu bulgu, bağışıklık sistemi ile nörolojik gelişim arasındaki doğrudan ilişkiyi gözler önüne seriyor. Gelecekte geliştirilecek ilaç tedavilerinin, bu iki farklı biyolojik kaynağa göre ayrı ayrı tasarlanması hedefleniyor.
Kişiselleştirilmiş Tedavi Dönemi Başlıyor
Uzmanlar, elde edilen bu verilerin henüz doğrudan bir tanı aracı olarak kullanılamayacağını belirtse de, geleceğe yönelik umutları artırdığı kesin. Her otizmli bireyin ihtiyacının farklı olması, standart eğitim ve destek programlarının başarısını sınırlıyordu. Beyin haritalama yöntemleriyle yapılacak alt tip analizleri sayesinde, her bireye özel eğitim modeli ve terapi yöntemi belirlenebilecek. Bu sayede otizmli çocukların topluma entegrasyonu çok daha hızlı ve kalıcı olacak.
Kaynak: Hürriyet






