Diplomasinin Arka Odasında Yeni Bir Perde
Ortadoğu coğrafyası yıllardır barut kokusuyla, bitmek bilmeyen çatışmalarla ve ucu açık diplomatik restleşmelerle anılırken, Washington ve Tahran hattından gelen son sinyaller alışılagelmişin çok dışında bir tablonun şekillendiğini gösteriyor. Beyaz Saray koltuğuna oturduğu günden bu yana ‘beklenmeyeni yapma’ stratejisiyle hareket eden Donald Trump, bu kez en yakın müttefiki olarak görülen İsrail’i adeta ofsayta düşüren hamlelere imza atıyor. Washington’un Tahran yönetimiyle yürüttüğü dolaylı temaslarda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu adeta ‘şikayet eden’ bir tona bürünmesi, küresel siyasetin merkezinde büyük bir şaşkınlık yaratmış durumda.
Hürmüz Boğazı ve Piyasa Ritmi
Bölgedeki gerilimin en somut göstergesi olan Hürmüz Boğazı, son günlerde adeta bir satranç tahtasına dönüştü. Ancak bu kez hamleler füzelerle değil, piyasa saatleriyle yapılıyor. İran’ın boğazı dünya piyasaları açıkken trafiğe açması, Trump’ın sosyal medya üzerinden teşekkür mesajları yağdırması ve petrol fiyatlarının bu sayede dengelenmesi, perde arkasındaki anlaşmanın ilk işaretleri. Ancak borsa kapandığında tonun yeniden sertleşmesi ve İran’ın geçişleri kısıtlaması, bu oyunun ne kadar hassas bir dengede ilerlediğini kanıtlıyor. Bu ritim, sadece ekonomik bir kaygıdan ibaret değil; aynı zamanda Washington ile Tahran arasındaki buzların erimeye başladığının da bir göstergesi.
Lübnan Üzerinden Gelen Sert Yasak
Asıl fırtına ise Lübnan cephesinde kopuyor. Trump’a yakınlığıyla bilinen Axios’un geçtiği son bilgiler, İsrail kabinesinde soğuk duş etkisi yarattı. Trump’ın ‘İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak, bunu ABD yasakladı’ yönündeki çıkışı, müttefikler arasındaki çatlağın ne kadar derinleştiğini gözler önüne seriyor. Öyle ki, İsrail hükümetinin bu kararı resmi kanallardan değil, medya üzerinden öğrenmesi, Tel Aviv’de büyük bir ‘hazırlıksız yakalanma’ paniğine yol açtı. Haaretz gazetesindeki haberler, Netanyahu cephesindeki şaşkınlığı ve Washington’a karşı yükselen sessiz öfkeyi doğruluyor. Bu durum, sadece bir üslup sorunu değil, doğrudan sahadaki askeri operasyon kabiliyetine indirilmiş bir darbe niteliği taşıyor.
Washington’un İki Katmanlı Stratejisi
Görünen o ki Trump, Netanyahu ile doğrudan bir polemiğe girmek yerine, onu oyunun dışına iten daha incelikli bir strateji izliyor. Washington, Tahran’a ‘Benimle masaya otur, işleri zorlaştıran o tarafı (İsrail’i) dizginliyorum’ mesajı veriyor. Bu hamle, klasik Amerikan dış politikasının ve geleneksel müttefiklik hukukunun çok ötesinde bir pragmatizm içeriyor. Bir yandan Gazze ve Lübnan dosyalarını kapatmak için İsrail’in manevra alanını daraltan Beyaz Saray, diğer yandan İran’ı rasyonel bir muhatap olarak masada tutmaya çalışıyor. Bu iki katmanlı yaklaşım, bölgedeki tüm dengeleri kökünden sarsacak bir değişimin habercisi.
Kritik Pazartesi ve Büyük Beklenti
Hafta sonu boyunca yükselen tansiyonun ardından gözler şimdi Pazartesi gününe çevrildi. ABD ve İran heyetlerinin yeniden bir araya gelmesi beklenirken, masadan çıkacak en küçük bir uzlaşı haberi dahi bugünkü sert çıkışların neden yapıldığını anlamamıza yardımcı olacak. Trump’ın Netanyahu’yu İran’a ‘şikayet eder’ gibi konuşması, aslında yeni bir düzenin taşlarını döşüyor. Ortadoğu’da kartlar yeniden karılırken, Netanyahu’nun siyasi geleceği ile Washington’un yeni planları arasındaki makas her geçen gün biraz daha açılıyor. Eğer bu görüşmelerden bir sonuç çıkarsa, Trump’ın ‘sessiz ama derinden’ yürüttüğü bu tasfiye operasyonu, bölge tarihinin en büyük diplomatik kırılmalarından biri olarak tarihe geçecek.