MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9873 ▲ %0,02
EURO 53,5303 ▲ %0,27
ALTIN 6.599,81 ▲ %0,70

Siyasette ‘Mutlak Butlan’ Çıkmazı: İrade mi Para mı?

Demokrasinin Sınandığı O Kritik Eşik

Türkiye’nin siyasi iklimi, son aylarda daha önce hiç olmadığı kadar ağır bir baskı altında. Hukukun en temel kavramlarından biri olan ‘mutlak butlan’, yani bir işlemin baştan itibaren geçersiz sayılması durumu, bugün adeta bir tabu haline getirilmek isteniyor. Bir tarafta yargının vereceği kararın piyasaları sarsacağı korkusu pompalanırken, diğer tarafta delege iradesinin sakatlandığına dair ürpertici iddialar havada uçuşuyor. Oysa asıl soru şu: Bir partiyi var eden, üyelerinin özgür iradesi mi yoksa kapalı kapılar ardında dönen finansal pazarlıklar mı? Toplumun bilinçaltında, adaletin ‘güçlü olanın’ elinde bir enstrümana dönüşüp dönüşmediği sorusu her geçen gün daha yüksek sesle yankılanıyor.

Paranın Gölgesindeki Kurultay İddiaları

Geçmişten bugüne siyasi partilerimizde hizipler, gruplar ve ideolojik çatışmalar hep oldu. Ancak son dönemde özellikle ana muhalefet hattında gündeme gelen iddialar, alışılagelmiş parti içi çekişmelerin çok ötesine geçiyor. İBB merkezli kurulan mekanizmaların, kamu kaynaklarını veya kontrolsüz finansal güçleri kullanarak delege iradesini ‘satın aldığı’ öne sürülüyor. Eğer bir kurultayda oylar ideolojik bir tercihle değil; bir iş sözüyle, bir ihaleyle ya da doğrudan nakit akışıyla el değiştiriyorsa, orada demokrasiden bahsetmek mümkün müdür? Bu durum, siyasetin toplumsal bir hizmet alanı olmaktan çıkıp, en yüksek teklifi verenin kazandığı karanlık bir müzayedeye dönüşmesi anlamına gelir. Vatandaşın sandığa olan inancı, bu tür ‘paralel’ yapılar eliyle zayıflatılmaktadır.

Yargının Büyük Sınavı: Kanun mu Kaos mu?

Toplumun üzerine boca edilen ‘iç cephe zayıflar’ veya ‘yargı siyasete müdahale ediyor’ argümanları, aslında yargı mensuplarının omuzlarına bindirilmiş ağır birer yüktür. Bir yargıç, önüne gelen dosyada delillere mi bakmalı yoksa kararının siyasi sonuçlarından mı korkmalı? Eğer iradenin parayla satın alındığı kanıtlanırsa, yargının ‘mutlak butlan’ kararı vermesi bir müdahale değil, hukukun iade-i itibarıdır. Aksini savunmak, yarın elinde büyük sermaye bulunan herhangi bir odağın, hatta karanlık yapıların bile siyaseti dizayn etmesine göz yummaktır. Bugün ‘piyasalar bozulmasın’ diye susturulan hukuk, yarın herkesin üzerine çökecek bir adaletsizlik kulesine dönüşebilir. Adalet, konjonktüre göre esneyen bir lastik değil, toplumu bir arada tutan tek sağlam halattır.

Yarının Escobar’larına Kapı mı Açılıyor?

Mesele sadece bugünün aktörleri değil, yarının emsalidir. Eğer parayı bastıranın kurultay kazandığı bir düzen ‘normal’ kabul edilirse, gelecekte toplumsal meşruiyetini kaybetmiş ancak kasası dolu yapıların devleti ve siyaseti teslim almasını kim engelleyecek? Bugün parayı verenlerin ‘itibarlı’ ve ‘başarılı’ görüldüğü, hukuku arayanların ise ‘başarısız’ ilan edildiği bu tersine dönmüş ahlak terazisi, toplumun bilinçaltında büyük bir kırılma yaratıyor. Siyaseti paranın tahakkümünden kurtarmak, sadece hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda toplumsal bir onur mücadelesidir. Gerçek bir demokratik sistemde, delege bir ‘statü’ değil, halkın emanetini taşıyan bir iradedir ve bu iradenin satılık olmadığı her platformda tescillenmelidir. Kimsenin şüphesi olmasın ki, hakikat er ya da geç yüzeye çıkma alışkanlığına sahiptir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir