Ankara Kulislerinde Seçim Rüzgârı: Kim Ne Peşinde?
Siyasetin kalbi Ankara’da şu sıralar görünürde sessiz bir hava var sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sokaktaki vatandaşın cebini, mutfaktaki yangını ve ülkenin ekonomik geleceğini doğrudan ilgilendiren devasa bir hazırlık süreci başladı bile. Takvimler henüz erken dese de, partilerin mutfaklarında 2027 sonbaharı için ya da belki çok daha yakında kapımızı çalacak bir sandık için planlar çoktan devreye girdi. Bir tarafta vizyon tazeleyenler, diğer tarafta ise küçük hesaplar peşinde koşarken ayağı takılanlar var.
CHP Sadece Tek Bir İsme Mi Odaklandı?
Gelelim ana muhalefetin durumuna. CHP cephesinde garip bir tıkanıklık hakim. Parti yönetimi, Ekrem İmamoğlu isminin dışına taşan bir gündem üretmekte zorlanıyor gibi görünüyor. Vatandaşın gerçek derdi geçim, enflasyon ve alım gücüyken; CHP’nin ‘ara seçim’ tartışmalarıyla vakit kaybetmesi siyasi bir stratejiden çok, bir oyalanma gibi duruyor. Siyaset dediğin, sadece bir isim üzerinden yürümez; toplumun her kesimine dokunan ekonomik bir reçete sunmak zorundasınız. Aksi takdirde, sadece kendi seçmeninizi konsolide eder ama genel tabloyu değiştiremezsiniz. Bu durum ekonomi koridorlarında da yakından izleniyor; çünkü belirsizlik yatırımcının en sevmediği şeydir.
İktidar ve MHP’den Sokağa Dönüş Hamlesi
İktidar kanadında ise durum farklı. AK Parti, onca yıllık yorgunluğa ve küresel krizlerin getirdiği negatif atmosfere rağmen sahaya yeni aktörler sürüyor. MHP tarafında ise Devlet Bahçeli’nin ‘terörsüz Türkiye’ çıkışı, sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda ülkenin büyüme potansiyelini engelleyen prangaları kırma girişimidir. Siyasetin yeni nesil isimleri Abdullah Özdemir ve Volkan Yılmaz gibi aktörlerin sahaya sürülmesi tesadüf değil. Bu isimler belediyecilikten gelen, sokağın tozunu yutmuş ve halkın dilinden anlayan figürler olarak karşımıza çıkıyor. MHP’deki bu değişim, rüzgarın yönünü doğru okuduklarının en büyük kanıtı. Ekonomi ve siyaset her zaman kol kola yürür; huzur olmayan yere sermaye gelmez.
Küçük Partiler Pazarlık Masasına Hapsoldu
İyi Parti ve Saadet gibi partilerde ise tam bir patinaj durumu var. Bir dönem rüzgar estiren bu yapılar, bugün maalesef ‘yüzde 1 alıp pazarlık yapalım’ noktasına gerilediler. Sokağın partisi olmak yerine salon partisi olmayı tercih ettiler. Türkiye’nin temel meselelerinde net duruş sergileyemeyen, rasyonel ekonomik çözümler üretemeyen bu yapıların toplumda yeniden bir heyecan yaratması oldukça güç. Ekonomi şefi olarak şunu söyleyebilirim: Siyasette güven satarsınız. Eğer sunduğunuz ürün (siyaset) eski kalmışsa, ambalajı (yüzleri) değiştirseniz bile alıcı bulamazsınız. Ankara’daki bu satranç tahtası, önümüzdeki günlerde cebimizdeki paradan geleceğimize kadar her şeyi şekillendirecek. Kimin gerçekten sahada olduğunu, kimin sadece masa başında hesap yaptığını yakında hep birlikte göreceğiz.