Paris ve Brüksel’in Yeni Savunma Kalkanı
Paris’ten yükselen sesler tesadüf değil. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ziyaretinde kurduğu “Kıbrıs saldırıya uğradığında saldırılan Avrupa’dır” cümlesi, sadece diplomatik bir nezaket ifadesi değil; Akdeniz’in derin sularında pişirilen yeni bir stratejinin ilanıdır. Avrupa Birliği, Kıbrıs’ın güvenliğini bahane ederek NATO’nun gölgesinden sıyrılmak ve kendi ordusunun temellerini adada atmak istiyor.
NATO’nun Alternatifi: 42.7 Maddesi Masada
Brüksel koridorlarında artık NATO’nun meşhur 5. maddesine rakip bir savunma kalkanı konuşuluyor: Avrupa Birliği Anlaşması’nın 42.7 maddesi. Bu madde, bir üye devletin topraklarında silahlı saldırıya uğraması durumunda diğer tüm üyelerin “ellerindeki tüm imkanlarla” yardım ve destek sağlamasını zorunlu kılıyor. Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa’nın ısrarıyla bu maddeye dair bir “kullanım kılavuzu” hazırlanması kararı, bölgedeki dengeleri kökünden sarsacak bir adım. Hedef net: Adadaki Türk varlığını ve garantörlük haklarını işlevsiz bırakacak bir AB güvenlik mimarisi inşa etmek.
İngiliz Üsleri Tasfiye mi Ediliyor?
Rum lider Nikos Hristodulidis’in son hamleleri oldukça manidar. Bir yandan Fransız askeri varlığını adada kalıcı hale getirmek için anlaşmalar imzalarken, diğer yandan İngiltere’nin Akrotiri ve Dikelya’daki üslerini “sömürgecilik mirası” olarak tanımlayıp tartışmaya açıyor. 1960 antlaşmalarının temelini oluşturan İngiliz varlığı sorgulanırken, yerine Macron’un askeri gücü ve AB bayraklı yeni bir düzen getirilmek isteniyor. Bu durum, adadaki statükonun sadece Türkiye açısından değil, Londra açısından da ciddi bir çıkmaza girmesi demek.
Doğu Akdeniz’de Yeni Bir Perde Açılıyor
Peki, Rum kesimi gerçekten bir tehdit altında mı? ABD’nin bölgedeki operasyonları sırasında adaya yaklaşan bir iki sahipsiz dronun yarattığı panik havası, aslında bu büyük planın katalizörü olarak kullanılıyor. Asıl amaç, Kıbrıs’ı AB’nin stratejik özerklik projesinin ileri karakolu haline getirmek. Garantörlük sistemini baypas ederek, adayı bir “AB kalesi”ne dönüştürme çabası, bölgedeki enerji koridorlarını ve askeri hakimiyet alanlarını yeniden tanımlama girişimidir.
Önümüzdeki aylar, Brüksel’in hazırlayacağı savunma kılavuzu ile çok daha sıcak geçecek. Bu sadece bir ada meselesi değil; Avrupa’nın NATO’dan bağımsız bir askeri güç olma hırsının Kıbrıs üzerinden test edilmesidir. Bölgedeki askeri hareketlilik ve diplomatik restleşmeler, 1960’tan beri kurulan hassas dengelerin artık tarihin tozlu raflarına kaldırılmak istendiğini kanıtlıyor. Türkiye’nin bu yeni kuşatma hamlesine karşı atacağı stratejik adımlar, Akdeniz’in önümüzdeki elli yılını belirleyecek.