MENÜ
10 Haziran 2026 Çarşamba
DOLAR 46,1393 ▲ %0,03
EURO 53,3579 ▲ %0,13
ALTIN 6.157,93 ▼ %2,55

Esed Zulmünden Türkiye’nin Şefkatine Uzanan El

Zulmün Karşısında Eğilmeyen Bir Ailenin Destanı

Bazı hayat hikâyeleri vardır ki okurken sadece bir şahsi yaşanmışlığa değil, koca bir coğrafyanın kaderine ve bir dönemin zifiri karanlığına tanıklık edersiniz. Suriyeli ortopedi cerrahı Dr. Mohamad El-Hatib ve eşi Ruba’nın yaşadıkları, tam olarak bu türden bir ibret vesikasıdır. Esed rejiminin katlettiği yarım milyon insanı sadece istatistik olarak görüp geçenler, o karanlığın ne kadar derin olduğunu ve Türkiye’nin o mazlumların üzerine nasıl bir güneş gibi doğduğunu asla kavrayamazlar.

Her şey Doğu Guta’nın o ağır kuşatma günlerinde başladı. Dünya televizyon başında sadece izlerken, Guta halkı her sabah ölüme uyanıyordu. Evler, fırınlar ve hatta şifa dağıtması gereken hastaneler kasten hedef alınıyordu. Dr. El-Hatib, bir cerrah olarak sahra hastanelerinde mermilerin ve bombaların altında can kurtarmaya çalışırken, aslında insanlığın onurunu savunuyordu. 21 Ağustos 2013 gecesi gerçekleşen kimyasal saldırı ise tarihin en utanç verici sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı. Uykusunda zehirlenen o masum yavruların, nefesi kesilen annelerin ahı hala semada yankılanıyor.

Savaş sadece can almıyor, insanı vatanından ve hatıralarından da koparıyor. El-Hatib ailesinin evi defalarca vurulduktan sonra tamamen yerle bir oldu. Yavrularını korumak için tünel kazacak kadar çaresiz kalan bu aile, orada bile huzur bulamadı. Tünelin girişi bombalandı, sağlık çalışanları ve masum çocuklar şehit düştü. Doktorun kızı yaralandı, kardeşi bir keskin nişancı tarafından şehit edildi. 2018 yılında Guta düştüğünde ise asıl dram başladı. Dr. El-Hatib İdlib’e geçerken, eşi Ruba ve yedi çocuğu tutuklanarak zindanlara atıldı. En küçük bebekleri henüz altı aylıktı ve o sabiyi annesinden kopardılar. Ruba Hanım’a kimyasal silah yalanını kabul etmesi için ağır işkenceler yaptılar ama o dirayetinden taviz vermedi.

Nihayetinde bu mazlum aile için tek bir güvenli liman vardı: Türkiye. Ümidin adı olan bu kutsal topraklar, onlara kucak açtı. Çocuklar burada okullarına gitti, Türkçeyi ana dilleri gibi öğrendiler ve başarılarıyla göğsümüzü kabarttılar. Savaşın gölgesinde büyüyen o yavrular, Türkiye’nin şefkatli kanatları altında gelecek hayalleri kurmaya başladı. Muhalefetin o vicdanları yaralayan ‘Mültecileri kovacağız’ çığırtkanlığına rağmen, mazluma sahip çıkma iradesini bir an bile bozmayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın devlet adamlığı duruşu olmasaydı, bugün bu başarı hikâyelerinden bahsedemezdik. Allah ondan ebeden razı olsun. Türkiye, dün olduğu gibi bugün de her zaman mazlumun ve mağdurun sığınağı olmaya devam edecektir.

Kaynak: Sabah

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir