Sokaktaki Çığlık: Van’da Hamza’nın Ardından
Ankara’nın soğuk binalarında mevzuat tartışmaları süredursun, taşrada hayatın gerçeği tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpıyor. Van’ın Saray ilçesinde oyun oynamak için kapısının önüne çıkan 5 yaşındaki Hamza Özsoy, maalesef sahipsiz köpeklerin saldırısında hayatını kaybetti. Olayın vahameti sadece bir can kaybıyla da sınırlı değil; 9 yaşındaki kuzeninin de yaralanması, meselenin münferit bir kaza olmadığını, sistemik bir güvenlik açığı olduğunu kanıtlıyor. 13 köpeğin dişleri arasında can veren bir çocuktan bahsediyoruz; bu sadece bir trajedi değil, aynı zamanda toplumsal bir alarm zilidir.
Bürokrasi dilinin ‘popülasyon yönetimi’ dediği, ancak sokaktaki vatandaş için ‘can güvenliği’ anlamına gelen bu meselede, Ankara koridorları şimdiye kadar hep top çevirdi. Ancak Hamza’nın vefatı, artık kağıt üzerindeki düzenlemelerin sahada can kurtarmaya yetmediğini gösteren en acı kanıt oldu. Vatandaşın beklentisi net: Çocukların parkta, sokakta, kapı önünde korkusuzca oynayabileceği bir güvenliğin tesis edilmesi. Bu sadece bir asayiş meselesi değil, bir devletin vatandaşına karşı en temel sorumluluğudur.
Dünya Bu Sorunu Nasıl Çözdü?
Bürokrasi diliyle ‘popülasyon yönetimi’ denilen bu sancılı süreçte gözler ister istemez Batı’daki örneklere dönüyor. İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya gibi ülkelerde sistem oldukça net ve tavizsiz işliyor. Sokaktaki sahipsiz köpek toplanır, bakımevinde tedavisi ve rehabilitasyonu yapılır. Ardından sahiplendirilmesi için belirli bir süre tanınır. Eğer o süre zarfında bir yuva bulunamazsa, ‘uyutma’ yöntemi devreye girer. Bizde ise milyonları bulan köpek nüfusu göz önüne alındığında, barınak kapasitelerinin yetersizliği ve toplama işlemlerinin lojistik maliyeti büyük bir engel olarak masada duruyor. Ancak hiçbir lojistik engel ya da maliyet, Hamza gibi evlatlarımızın canından daha kıymetli değildir.
Ankara Kulislerinde Tartışılan Senaryolar
Mevcut 5199 sayılı kanunun sahada karşılık bulmadığı artık gizlenemez bir gerçek haline geldi. Ankara’da kulislerde konuşulan asıl mesele, insan canının merkeze alındığı yeni bir seferberlik ilanıdır. ‘Eşref-i mahlukat’ olan insanın canını korumak, devletin en temel görevi olarak kabul edilirken, sadece mama lobilerinin ya da duygusal sloganların peşinden gitmek sorunu halının altına süpürmekten başka bir işe yaramıyor. İnsan hayatının değerinde mutabık kaldıktan sonra; aşılama, sahiplendirme ve köpeklerini sokağa bırakan sorumsuz sahiplere yönelik ağır cezai yaptırımların bir an önce yasalaşması bekleniyor.
Son Durak: Kalıcı ve Gerçekçi Çözüm Şart
Başıboş köpek meselesi artık bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Sosyal medyada dönen linç kampanyaları ya da içi boş sloganlar, evladını toprağa veren bir babanın acısını dindirmeye yetmiyor. Gerçekçi olmak gerekirse; aşı ve bakım süreçlerinden sonra sahiplenilmeyen hayvanlar için Batı dünyasındaki gibi radikal kararların alınması artık kaçınılmaz görünüyor. Bu gerçeği ertelemek, hem kontrolsüzce artan köpek popülasyonuna hem de sokakta güvenle yürümek isteyen vatandaşa haksızlıktır. Hamza’nın ve nicelerinin hatırası, karar vericileri daha güvenli sokaklar için somut adımlar atmaya mecbur bırakıyor.