Ursula von der Leyen Ne Demek İstedi?
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in geçtiğimiz günlerde yaptığı ‘Avrupa kıtasını tamamlamalıyız, Türk ve Rus etkisine izin vermemeliyiz’ açıklaması, aslında yeni bir siyasi strateji değil, asırlardır uyuyan bir devin uyanışıdır. Peki, neden bugün? Neden yine aynı aktörler hedef tahtasında? Olayın perde arkasına indiğimizde, karşımıza modern Avrupa Birliği’nin henüz fikir aşamasındayken bile ‘dışlayıcı’ bir DNA ile kodlandığı gerçeği çıkıyor. Bu sadece bugünün jeopolitik kaygısı değil, 17. yüzyıldan kalma bir takıntının tezahürüdür.
400 Yıllık Büyük Proje: Hıristiyan Cumhuriyeti
Avrupa’yı tek bir çatı altında toplama fikri, sanıldığı gibi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmadı. Bourbon hanedanının en güçlü isimlerinden Fransa Kralı 4. Henri ve onun sağ kolu Sully Dükü, 1600’lerin başında ‘Hıristiyan Cumhuriyeti’ adını verdikleri devasa bir konfederasyon planlamıştı. Bu planın ana hedefi, kağıt üzerinde barışı sağlamak gibi görünse de asıl amaç Fransız hegemonyasını kurmak ve o dönem Avrupa’nın en büyük gücü olan Osmanlı İmparatorluğu’nu tamamen tasfiye etmekti. Bugünün Avrupa Birliği projesinin fikir babası sayılan bu krallar, Avrupa’nın sınırlarını çizerken Türkleri bu sınırların tamamen dışında, hatta kıtanın uzağında hayal etmişlerdi.
Ya Hıristiyanlık Ya Sürgün: Türkler İçin Çizilen Kader
Sully Dükü’nün hatıralarında detaylandırılan plana göre, Türkler için sadece iki seçenek öngörülüyordu: Bir yıl içinde Hıristiyanlığı kabul etmek ya da tüm servetlerini yanlarına alarak Asya’nın derinliklerine sürülmek. Bu, o dönem için sadece dini bir savaş değil, toplumsal bir temizlik projesiydi. İlginç olan şudur ki; o dönemde Fransa, Osmanlı’nın desteğiyle ayakta kalmasına rağmen, perde arkasında Türkleri Avrupa’dan söküp atacak bir ‘Haçlı Ordusu’ hayali kuruyordu. Planın bir diğer ayağı ise Rusya’ydı. Ruslar, o günün Avrupalı elitleri tarafından ‘barbar ve vahşi’ görüldüğü için asla bu ortaklığın bir parçası olamazdı. Bugün von der Leyen’in ‘Rus ve Türk etkisine girmemeliyiz’ sözleri, aslında 400 yıl önceki bu dışlayıcı bakış açısının modern diplomatik dile dökülmüş halidir.
Bir Suikastla Yarım Kalan İşgal Planları
Eğer 4. Henri 1610 yılında bir suikasta kurban gitmeseydi, bugün tarih kitapları çok daha farklı bir Avrupa’yı yazıyor olabilirdi. Kral ölmeden hemen önce, Osmanlı topraklarını içeriden çökertecek casusluk faaliyetlerine bile onay vermişti. Giritli bir Rum olan Minotto’nun sunduğu ve halkı ayaklandırmayı vaat eden işgal planı, kralın masasında bekliyordu. Tarih tekerrürden ibarettir derler; bugün Avrupa’nın ‘genişleme’ adı altında yürüttüğü politikaların kökeninde, hala o eski ‘Hıristiyan birliği’ ve ‘Türkleri dışarıda tutma’ motivasyonu yatıyor. Sosyal ve hukuki açıdan bakıldığında, Avrupa’nın kendi kimliğini hala ‘ötekiler’ yani bizler üzerinden tanımlamaya çalışması, kıtanın jeopolitik geleceğindeki en büyük çıkmazı olmaya devam ediyor.