MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9864 ▲ %0,02
EURO 53,5198 ▲ %0,25
ALTIN 6.609,04 ▲ %0,84

Trump Taş Devri Dedi: Sahadaki Veriler Neden ABD’nin Elini Bitirdi?

Tehditler Boşuna: Tarih Tekerrür Ederken

Donald Trump’ın, koltuğu bırakmış olsa da, İran’ı ‘Taş Devri’ne geri döndürme’ tehditleri yankılanıyor. Ancak elimizdeki veriler çok net: bu tür bir retorik ve bunu takip eden her agresif adım, Tahran rejimini zayıflatmak bir yana, her seferinde daha da güçlendiriyor. Bu, sadece bir siyasi açıklama değil, sahadaki dinamikleri temelden değiştiren bir stratejik bir hatanın ta kendisi.

Geçmişe baktığımızda, ABD’nin İran’a yönelik saldırıları, ister dini liderleri hedef alsın, ister Devrim Muhafızları komutanlarını, isterse de boşaltılmış nükleer tesislerini bombalasın; hiçbir zaman istenen sonucu vermedi. Her darbe, rejimin kendi tabanını konsolide etmesi için bir fırsata dönüştü. Halkın öfkesi Washington’a yönelirken, mollalar ‘dış düşman’ söylemini daha da kuvvetlendirme şansı buldu. İşte tam da bu yüzden kaybediyoruz; uygulanan her politika, düşmanı zayıflatmak yerine, ona bir argüman ve meşruiyet zemini sunuyor.

Sivil Hedefler ve İktidarın Pekiştirilmesi

Ekonomik ambargoların Tahran’ın belini büktüğü iddiaları da koca bir yanılgıdan ibaret. İran’a uygulanabilecek neredeyse hiçbir yeni ambargo kalmadı. Mevcut yaptırımlar, halkın yaşam kalitesini düşürse de, rejime karşı sokağa dökülmelerini sağlamak yerine, onları daha da kenetlenmeye itti. Savaşın ilk günlerinde vurulan okulun enkazı, sivil can kayıpları, beklendiği gibi bir isyan ateşini yakmadı; aksine, rejim, bu saldırıları kendi propaganda makinesinde ustaca kullanarak halkın ulusal gururunu ve direniş ruhunu körükledi.

ABD’nin elektrik santrallerine veya petrol tesislerine saldırması gibi bir adım, kısa vadede ülkeye zarar verebilir; ancak bu, İran’a Körfez’deki benzer stratejik noktaları hedef almak için meşru bir gerekçe sunmaktan öteye gitmez. Yakın menzilli füzelerle donatılmış bir İran için bu, son derece etkili bir karşılık verme kabiliyeti anlamına gelir. Sahadaki bu tehlikeli denklem, bir çatışmanın ne kadar kolay tırmanabileceğini ve neden kontrolü kaybetmek üzere olduğumuzu açıkça gösteriyor.

Bölgesel Etki ve Küresel Sempatinin Yükselişi

Bir ay öncesine kadar binlerce üyesini kaybeden İran muhalefeti, mevcut savaş haliyle daha da güçsüzleşti. Amerikan füzeleri ve İsrail uçakları İran semalarında belirdikçe, muhalif sesler kısıldı, çünkü her saldırı, rejimin ‘büyük şeytanla savaş’ anlatısını güçlendiriyor. Bu trajik bir ironi: Washington’ın rejimi yıkma hedefi, tam tersine, onun içerdeki otoritesini pekiştiriyor.

Suriye devrimiyle bölgedeki nüfuz alanı ciddi şekilde daralan Tahran, bu son gelişmelerle uluslararası imajını tazeliyor. 45 yıldır anlattığı ‘büyük şeytanla savaş’ söyleminin, bir propaganda aracı olmaktan çıkıp, gerçeğe dönüştüğünün altını daha özgüvenli bir şekilde çiziyor. Daha da şaşırtıcısı, İran sadece içeride ve bölgede değil, ABD ve Avrupa kamuoyunda da sempati kazanıyor. İngiltere ve İspanya’nın ardından dün de Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ‘Bu bizim savaşımız değil’ açıklaması, Washington’ın bu çıkmazdaki yalnızlığını gözler önüne seriyor. Bu, diplomatik olarak neden büyük bir yenilgi aldığımızın en somut kanıtlarından biri.

Hürmüz Kartı ve Geç Kalınmış Barış Çabaları

İran, son bir ayda elindeki füze stokunu etkili bir şekilde kullanarak bir tempo yakaladı ve bu savaşı aylarca sürdürebilecek kapasitede olduğunu gösterdi. En önemlisi, Hürmüz Boğazı’nı stratejik bir kart olarak kullanarak, tüm dünyayı diplomatik masada yanına çekebilir. Petrol tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması küresel ekonomide yıkıcı etkilere yol açar ki hiçbir ülke bunu göze almak istemez.

Netanyahu’nun kuyruğunda sürüklenen Trump ve onun benimsediği politikalar, bu savaşın bitirilmesi için çok geç kalındığını gösteriyor. Veriler bize şunu fısıldıyor: Bu politikalar sadece İran’ı zayıflatmakla kalmadı, aynı zamanda onu daha da tehlikeli bir bölgesel ve küresel aktör haline getirdi. İşte bu yüzden, ABD’nin bu stratejide büyük bir yanılgı içinde olduğunu ve sonuçlarının her geçen gün daha da ağırlaştığını görüyoruz.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir