MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9864 ▲ %0,02
EURO 53,5198 ▲ %0,25
ALTIN 6.609,04 ▲ %0,84

Sistem Trump’ı Yuttu mu? MAGA’nın Umudu JD Vance Olabilir mi?

Trump’ın Dönüşü ve Kırılan Vaatler

Donald Trump’ın ikinci kez Beyaz Saray’a yürüyüşü, arkasında “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketinin devasa dalgasını taşıyordu. Seçmenlerinin gözünde bu sadece bir başkanlık seçimi değil, on yıllardır süregelen küreselci politikaların, Washington’ı esir almış “derin devletin” ve Amerikan rüyasını aşındırdığına inanılan elitist zihniyetin bir reddiydi. Trump, ülkenin kaynaklarının, New York’un “woke elitlerine” değil, genellikle “redneck” diye yaftalanıp hor görülen, ancak ülkenin omurgasını oluşturan sıradan vatandaşlara akıtılacağı vaadiyle gelmişti. Dünyanın dört bir yanına dağılmış Amerikan askerlerinin geri çağrılacağı, sonu gelmeyen savaşlara son verileceği ve Amerika’nın kendi sınırları içinde güçleneceği bir dönemin başlayacağı inancı hakimdi.

MAGA Felsefesi ve Harekete Geçen Kitleler

MAGA, temelde 11 Eylül 2001 sonrası ABD’nin girdiği rotayı değiştirmeyi hedefleyen, küreselcilik karşıtı bir felsefeyi temsil ediyordu. Bu hareket, sadece dış politikada değil, iç politikada da bir paradigma değişimi arzuluyordu. Sınır güvenliğinden ekonomik milliyetçiliğe, kültürel muhafazakarlıktan siyasi doğruculuk eleştirisine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bu duruş, özellikle “Rust Belt” eyaletlerindeki işçi sınıfı ve geleneksel değerlere bağlı kırsal kesimler arasında güçlü bir karşılık bulmuştu. Trump, bu kitlelerin yıllardır görmezden gelindiği, seslerinin duyulmadığı ve çıkarlarının Washington’daki lobiler tarafından göz ardı edildiği hissiyatını ustalıkla sahiplendi. “Savaş emri vermemiş tek ABD başkanıyım” söylemi, özellikle Ukrayna ve Gazze’deki trajedilerin gölgesinde yankılanırken, kitlelerin ona olan inancını pekiştirdi.

Yalancı Baharın Acı Sonu

İlk başlarda, Trump’ın söylemleri eyleme dönüşüyor gibiydi. Suriye’den çekilme adımları, Pentagon’un yıllardır desteklediği PKK-YPG unsurlarını kapının önüne koyma taahhüdü ve Ukrayna cephesinden geri çekilme sinyalleri, MAGA tabanında büyük bir heyecan yaratmıştı. Bu hamleler, ulusal çıkarların küreselci dayatmalardan üstün tutulduğu bir Amerikan dış politikası vaadini somutlaştırıyordu. Ne var ki, bu umut veren başlangıç, kısa sürede bir “yalancı bahara” dönüştü. Epstein skandalının gölgeleri ve beraberinde getirdiği baskılar, bir anda rüzgarın yönünü değiştirdi. “Küreselcilerin” ve “siyonistlerin” dümen suyundan çıkma vaadiyle seçilen Trump, ironik bir şekilde kendisini şimdi İran çukurunda debelenirken buluyor. Gazze’deki soykırım karşısındaki teslimiyetçi tavrı, sadece uluslararası arenada değil, kendi tabanında da ahlaki üstünlüğü “woke” tayfasına kaptırmasına neden oldu.

Kırılgan Bir Taban ve Yükselen Yeni Ses

Seçmenlerinde ise derin bir hayal kırıklığı hüküm sürüyor. İsrail’le ilişkilerin gözden geçirilmesini ve ABD’nin İran savaşına dahil olmamasını savunduğu için şüpheli bir suikasta kurban gittiği iddia edilen Charlie Kirk’ün takipçileri öfke içinde. Kirk suikastının arkasındaki İsrail lobilerinin, olayın üstünü kapattığını öne sürerek ABD Terörle Mücadele Merkezi Direktörlüğü’nden istifa eden Joe Kent’in duruşu, Trump’a olan güveni iyice sarsmış durumda. İran savaşına itiraz ettikleri için görevden alınan generallerin hikayeleri de eklenince, MAGA tabanı kendini sahipsiz hissetmeye başladı. Kafalarını çevirdiklerinde ise, giderek yükselen bir isimle karşılaşıyorlar: Başkan Yardımcısı JD Vance. Daha erken olabilir, Trump hâlâ oyunun içinde sayılır. Ancak Vance, başından beri İran savaşının sonlanması için çaba sarf eden, hatta Tahran’ın müzakereler için tercih ettiği bir isim olarak öne çıkıyor. O sadece MAGA tabanı için değil, belki de Trump’ın kendi geleceği için bile bir kurtarıcı olabilir; kayıp umutların yeni adresi.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir