Ortadoğu’dan Yükselen Dumanın Ekonomik Faturası
Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının akıbeti henüz net değil; ancak sonuç ne olursa olsun, bu gerilimin bölgeye ve bize çıkardığı fatura şimdiden ağır. Petrol fiyatları alev alev, tedarik zincirleri diken üstünde. Her birimizin markette, akaryakıt istasyonunda ödediği her kuruşta, bu savaşın görünmeyen izlerini taşıyoruz. Enflasyonun zaten belimizi büktüğü bir dönemde, küresel tansiyonun yükselmesi demek, vatandaşın cebine daha da derin bir el atılması demek. İşte bu belirsizlik ortamı, sadece ekonomiyi değil, siyasetin de pusulasını alt üst ediyor.
Sırtımızı Yaslayacak Bir Lider Arayışı
Böyle zamanlarda insanlar sırtını sağlam bir yere dayamak ister. Fırtınada dümene geçen kaptanın güçlü olmasını bekler. Türkiye, küresel ve bölgesel krizlerin tam ortasında, diplomasi masalarında ağırlığı olan, denge siyasetiyle görüşüne başvurulan bir lidere sahip olma şansına sahip. Bu, sadece bir siyasi figür meselesi değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik istikrarı ve geleceği için de hayati bir mesele. Bölgedeki her ateş, bizim ekonomimizi doğrudan etkiliyor. Döviz kurundan faizlere, yatırımdan istihdama kadar her alanda bu gerilimin yansımalarını görüyoruz. Bu yüzden, kriz yönetimi kapasitesi yüksek liderlik, sadece sandıktaki bir tercih değil, aynı zamanda cebimizdeki paranın da teminatı haline geliyor.
Sandıktaki Siyasi Deprem: Kararsızların ‘Evine Dönüşü’
İşte bu karmaşık tablonun ışığında, Optimar Araştırma’nın Şubat 2026 raporu önümüzde duruyor. 81 ilde, 2 bin kişiyle yapılan bu geniş çaplı araştırma, siyasi rüzgârların yönünü net bir şekilde gösteriyor. Kararsızlar dağıtıldığında, AK Parti yüzde 33.6 ile birinci sırada, onu yüzde 28.9 ile CHP, yüzde 10.8 ile DEM Parti, yüzde 8.9 ile İyi Parti ve yüzde 8.3 ile MHP takip ediyor. Yerel seçimlerde yaşanan hezimetin ardından, AK Parti’nin yeniden yükselişi dikkat çekici. Bu durum, basit bir oy artışından öte, derin sosyolojik ve ekonomik bir arayışın yansıması olarak okunmalı. CHP’ye yakın araştırma şirketleri bile bu verileri doğruluyor. Can Selçuki’nin tespiti aslında durumu özetliyor: “Daha önce iç ekonomik sıkıntılar nedeniyle kendilerini ‘kararsız’ sütununa park eden muhafazakâr ve milliyetçi seçmenler şimdi iktidar partisine, yani ‘evlerine dönüyorlar’.” Bu dönüş, mevcut ekonomik sorunlara rağmen, belirsizlik anlarında toplumun büyük bir kesiminin tanıdık, istikrar vaat eden limanlara sığınma eğiliminde olduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin Barış Mimarisi ve Cebimizdeki Yansıması
Optimar araştırması, sadece parti oylarını değil, aynı zamanda bölgedeki krizlere yönelik halkın tutumunu da gözler önüne seriyor. Halkın yüzde 48.6’sı, Türkiye’nin ‘barış için diplomatik temasta bulunması’ gerektiğini söylüyor. Bu oran, sadece siyasi bir tercih değil, aynı zamanda ekonomik bir beklentiyi de işaret ediyor. Çünkü bölgedeki her çatışma, Türkiye’nin ticaret yollarını tıkıyor, enerji maliyetlerini artırıyor ve genel ekonomik istikrarı baltalıyor. Diplomasi, sadece kanın durması değil, aynı zamanda cebimizdeki paranın değerini korumak anlamına geliyor. İnsanların yüzde 8 gibi küçük bir kesiminin hâlâ ABD ve İsrail’den yana tavır alması, bölgenin dinamikleri ve yaşananlar düşünüldüğünde, oldukça ilginç bir detay olarak kayda geçiyor.
Terörsüz Türkiye Hamlesinin Görünmeyen Ekonomik Kazancı
ABD ve Siyonist İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, bir başka gerçeği daha acı bir şekilde ortaya koydu: ‘Terörsüz Türkiye’ hamlesinin ne kadar stratejik ve yerinde bir adım olduğunu. Başkan Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu inisiyatifi, sadece iç güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitik bir hamleydi. PKK’nın Suriye ve Kandil’deki yapılanmasının zayıflatılması, bölgedeki kirli oyunları bozarken, uzun vadede Türkiye’nin ekonomik istikrarına da katkı sağlıyor. Terörün azaldığı, sınırların güvenli olduğu bir ülke, sadece vatandaş için huzur değil, aynı zamanda yatırımcı için de güvenli bir liman anlamına gelir. Bu hamlenin gerçek kıymeti, gelecek yıllarda, hem sosyal huzur hem de ekonomik refah açısından çok daha net anlaşılacak. Çünkü bir ülkenin en büyük ekonomik kazanımı, iç ve dış güvenliğini sağlamaktır.