MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9864 ▲ %0,02
EURO 53,5198 ▲ %0,25
ALTIN 6.609,04 ▲ %0,84

Ortadoğu’da Büyük Hesaplaşma: Küresel Güçler Bölgemizi Neden Hedef Aldı?

Bölgemiz Bir Satranç Tahtasına Dönüştü

Dünya tarihi boyunca savaşlar bazen bir avuç toprak için yapılmıştır, bazen de köklü bir düzen kurma ya da mevcut düzeni değiştirme gayesiyle. Bugün Ortadoğu’da kaynayan kazanı izlerken, şurası muhakkak ki ikincisiyle, yani küresel güç dengelerinin yeniden şekillenmesiyle karşı karşıyayız. Mesele artık bir ülkenin diğerini yenmesi basitliğinden çok ötede; dünya sahnesindeki aktörlerin yeni rollerini belirleme kavgası tüm şiddetiyle devam ediyor ve ne yazık ki bölgemiz, bu büyük güç mücadelesinin ana sahnesi haline gelmiş durumda.

Tek Kutuplu Dünya Bitiyor, Gerilim Yükseliyor

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Amerika Birleşik Devletleri’nin mutlak hegemonyasında tek kutuplu bir dünya düzeni kurulmuştu. Ancak son yirmi yıldır bu tablo hızla değişiyor, hepimizin gözleri önünde yeni bir denge kurulmaya çalışılıyor. Çin ekonomisiyle devasa bir güç olarak yükseldi; Rusya askeri ve siyasi alanda iddialarını ortaya koyarak dengeyi zorladı. Bununla birlikte, kendi bölgesinde söz sahibi olmak isteyen irili ufaklı pek çok yeni aktör de bağımsız hareket etmeye başladı. İşte tam da bu dinamiklerin kesişim noktasında, Ortadoğu adeta yeni dünya düzeninin en kritik satranç tahtası oldu. Bölgemizdeki her bir hamle, sadece yerel değil, küresel yankılar uyandırıyor ve hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Küresel Aktörlerin Ortadoğu Hesapları

Bu büyük oyunda her oyuncunun kendine göre hedefleri var. Amerika için İran, sadece bir ülke olmanın ötesinde, Washington’ın küresel sistem üzerindeki kontrolüne meydan okuyan bir kırılma noktası olarak görülüyor. Ordusunun üçte birini bölgeye taşıması, Zengezur Koridoru sonrası Hürmüz Boğazı’na yönelmesi bu kontrol mücadelesinin açık işaretleridir. İsrail içinse İran, varoluşsal bir tehdit algısıyla anılıyor ve ABD’yi bu çatışmaya çekmek için savaş lobileriyle birlikte her türlü çabayı gösterdiğine şahit olduk. İran tarafına baktığımızda ise, bu mücadelenin kendisi için mevcut kuşatmayı kırma ve rejimin ayakta kalmasını sağlama savaşı olduğunu söyleyebiliriz.

İran’ın İç Dinamikleri ve Görünen Zayıflıklar

Yıllardır İran hakkında ‘büyük askeri güç’, ‘yenilmez bölgesel aktör’ gibi söylemler duyduk. Oysa sahadaki gerçeklik çoğu zaman vitrindeki görüntülerden farklı olabiliyor. Bir devletin gerçek gücü sadece tanklarının, toplarının sayısıyla değil, en kritik kadrolarını, stratejik aklını ve güvenlik mimarisini koruyabilme kapasitesiyle ölçülür. İran’ın dışarıya karşı sergilediği devasa güç görüntüsüne rağmen, en üst düzey askeri ve siyasi liderlerinin nokta operasyonlarla hedef alınarak etkisiz hale getirilmesi, sistemin derin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bu durum, istihbarat alanında ciddi zafiyetler ve kurumsal boşluklar bulunduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, İran çok sayıda farklı etnik yapıdan oluşan bir ülke ve bu yapıları gönüllü bir birliktelikte tutacak demokratik kanalları da ne yazık ki açık değil. Bu tablo, İran için asıl büyük tehlikenin dış saldırılardan ziyade, içerideki fay hatlarının kırılması ihtimali olduğunu işaret ediyor. ABD’nin bölgedeki sinsi hesaplarının arkasında da bu iç dinamikleri kullanma amacı yatıyor olabilir.

Asıl Kavga: Küresel Liderlik Kimde Kalacak?

Bugün Ortadoğu’da tanık olduğumuz bu savaş çılgınlığı, tek başına ne İran’ı tamamen yok etmeyi ne de İsrail’in güvenliğini sağlamayı hedeflemektedir. Bu savaşın asıl amacı çok daha büyük ve karmaşık: Küresel liderliğin, dünyanın kontrolünün kimde kalacağını belirlemek. Amerika için mesele, yüz yılı aşkın süredir sahip olduğu dünya düzeninin kontrolünü kaybetmemektir. İşte bu derin korku, ABD’yi uluslararası hukuku da kendi iç hukukunu da çoğu zaman göz ardı etmeye, milyonlarca insanın yaşadığı trajedileri umursamamaya itiyor. Washington, bugün birçok alanda yükselen Çin’in reflekslerini test ediyor ve aslında bu gerilim kısa vadeli bir savaştan ziyade, uzun vadeli bir küresel güç mimarisi mücadelesidir.

ABD Yönetiminin Zorlu Denklemde Açıkları

Ancak bu büyük resimde, ABD ve özellikle Trump yönetiminin de ciddi açıkları olduğunu görüyoruz. Bu durum, Trump’ı daha da agresif bir tavır almaya itebilir. Amerikan ekonomisinin ve savaş gücünün bu bölgede ne kadar dayanacağı, zamanla ortaya çıkacak büyük bir soru işareti. İran’dan gelebilecek saldırıların Körfez ülkelerindeki ABD gemilerine veya personelini hedef alması ve yaşanacak insan kayıpları, seçime giden Trump’ı siyasi olarak zor durumda bırakabilir. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ihtimali, kısa vadede Trump’ın siyasetine uygun düşse de, uzaması durumunda küresel ekonomiyi derinden etkileyecek bambaşka bir krize dönüşebilir.

Türkiye’nin Rolü ve Yeni Savaş Anlayışı

Bu karmaşık ve gergin tabloda, Türkiye’nin öncülüğünde diplomasi kanallarının yeniden devreye girmesi ve bu büyük krizin önüne geçilmesi umudunu taşıyoruz. Ama şu gerçeği de asla unutmamalıyız: Küresel hesaplaşma ve bölgedeki siyonist saldırılar, bize artık savaşların yalnızca cephelerde, tanklarla, toplarla kazanılmadığını gösterdi. Artık savaşlar; enerji hatlarında, finans sistemlerinde, istihbarat üstünlüğünde ve toplumların psikolojik direnç gücünde kazanılıyor. Devletleri tanklar yıkmıyor, içerideki dengelerini çökertebilenler yıkıyor. İşte bu yüzden Başkan Erdoğan’ın uzun süredir dile getirdiği “İç cepheyi güçlendirelim” uyarısı ve gelmekte olan tehlikeye dikkat çekmesi, bölgemiz ve ülkemiz için tarihi önemde bir çağrıdır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir