Kısa Vade Zaferlerin Uzun Vade Bedeli
7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı saldırılarının ardından Gazze’de yaşananlar, uluslararası kamuoyunun gözünde bir intikam kampanyasından çok daha fazlasına dönüştü. Resmi rakamlara göre 20 bini çocuk olmak üzere on binlerce sivil hayatını kaybederken, Gazze’nin büyük bir kısmı harabeye döndü. Netanyahu yönetimi, bir yandan bu yıkımı sürdürürken, diğer yandan Lübnan ve Suriye’nin güneyinde adeta fiili tampon bölgeler oluşturdu. Haziran 2025’teki 12 gün savaşından beri ise 7 Ekim’in planlayıcısı olarak gördüğü İran’a yönelik baskısını artırdı. İlk bakışta, bu adımlar İsrail için bir dizi askeri ve stratejik ‘başarı’ gibi görünebilir. Gazze’nin askeri kapasitesi zayıflatılmış, Lübnan’daki Hizbullah Litani Nehri’nin kuzeyine itilmiş, Golan tepelerindeki işgal pekiştirilmiş ve İran’ın altyapısına darbeler vurulmuş olabilir. Ancak veri masasının üzerine tüm bu tabloyu yaydığımızda gördüğümüz gerçek şu: Kısa vadeli bu kazanımlar, aslında gelecekte ödenecek çok daha büyük bir faturanın yanında solda sıfır kalıyor. İşte bu yüzden, görünürdeki bu ‘zafer’ tablosu, uzun vadede bambaşka bir hezimetin habercisi.
ABD’nin Bölgedeki Çıkmazı ve Prestij Kaybı
İsrail’in varlığını sürdürme biçimi, tarih boyunca büyük güçlerin sırtına binmekle özdeşleşti. Eskiden İngiltere’ye yapışan bu politika, son operasyonlarda kılcal damarlarına kadar nüfuz ettiği Amerikan devlet aygıtının gücünü kullanma şeklinde tezahür etti. Washington koridorlarındaki fısıltılar, hatta Epstein gibi karanlık şantaj mekanizmalarının dahi Amerikan başkanının boynuna bir tasma takarak onu istediklerini yapmaya zorladığını iddia ediyor. Trump’ın her gün bir önceki açıklamasını tekzip eden, çelişkili politikaları, işte bu iteklendiği savaşı kendi inisiyatifindeymiş gibi gösterme çabasından başka bir şey değil. Ancak bu durum, ABD’nin bölgedeki prestijini derinden yaralıyor. Suriye’den çekilmek zorunda kalan ABD, ne kadar debelenirse debelensin, bir aydır içinde bulunduğu İran çıkmazından da eninde sonunda vazgeçecek. Hürmüz kartı gibi stratejik bir koz masada dururken, ABD’yi Netanyahu’nun hezeyanlarına memur etmeye Trump’ın tek başına gücü yetmeyecek. İşte bu yüzden, İsrail’in bu adımları, orta ve uzun vadede ABD’nin bölgedeki varlığını sorgulatacak, hatta bir geri çekilmeye yol açacak ve bu, İsrail için asıl felaket olacak.
Sanal Meşruiyetin Sonu ve Demir Kubbe Efsanesi
İsrail’in İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Holocaust üzerinden pazarladığı ‘sanal meşruiyet’, yaşanan son gelişmelerle adeta paramparça oldu. Dünya kamuoyu nezdinde elde ettiği bu ahlaki üstünlük, Gazze’deki sivil katliamlarıyla birlikte darmadağın oldu. Dahası, ‘demir kubbe’ gibi yıllarca pompalanan şehir efsaneleri de, bölgedeki saldırılar karşısında kevgire döndü ve savunma sisteminin zafiyetleri ortaya çıktı. Bunlar zaten İsrail için cepte görünen kayıplar. Asıl önemli olan, ABD’nin peşlerinden sürüklenmesini marifet sandıkları İran operasyonunun, Washington’ın bölgedeki itibarını sıfırlamasıyla hissedilecek. Zira ABD’nin Orta Doğu’da zayıflaması, İsrail’in dayandığı en büyük askeri ve diplomatik desteğin erimesi anlamına geliyor. İşte bu yüzden, İsrail’in askeri başarıları, stratejik izolasyonunun ve uluslararası alandaki meşruiyet kaybının yanında devede kulak kalıyor.
Körfez’in Yeni Yönü ve Türkiye’nin Fırsatı
ABD’nin bölgedeki prestij kaybı ve olası bir çekilme senaryosu, Körfez ülkeleri için de yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Yıllardır ABD’ye olan güvenlik bağımlılıklarını sorgulayan bu ülkeler, artık daha ihtiyatlı ve kademeli bir şekilde ‘alternatif’ arayışına girmiş durumda. Bu arayışın adresi de aslında bir sır değil. Çünkü iddialı tüm aktörlerin bir şekilde zayıfladığı, ABD’nin etkisinin azaldığı bu bölgede, her geçen gün daha az ABD demek, aynı zamanda daha çok Türkiye demek. Bölgenin dinamikleri değişiyor, güç dengeleri yeniden şekilleniyor ve Türkiye, jeopolitik konumu, askeri gücü ve diplomatik ağırlığıyla bu yeni denklemin anahtar oyuncusu olmaya aday. İşte bu yüzden, Orta Doğu’daki taşlar yerinden oynarken, Türkiye’nin uzun vadede stratejik konumunu güçlendireceği bir döneme giriyoruz.