MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9864 ▲ %0,02
EURO 53,5198 ▲ %0,25
ALTIN 6.609,04 ▲ %0,84

İran Gerilimi ve Küresel Savaşın Çocuk Kurbanları: Tarihin Tekrarı mı?

Ortadoğu’da Yeni Gerilim ve İnsanlık Krizinin Gölgesi

Ortadoğu, bir kez daha alevler içinde. ABD-Siyonist İsrail ittifakının İran’a yönelik son hamlesi ve İran’ın buna verdiği füze cevabı, bölgeyi belirsiz bir geleceğe sürüklüyor. Bu gerilimin ya daha derin bir çatışmaya dönüşeceği ya da yeni bir diplomasi masasıyla nihayete ereceği henüz net değil. Ancak bir gerçek var ki, insanlık vicdanı, İran’da katledilen 168 kız çocuğunu asla unutmayacak. Bu trajik olay, sadece anlık bir çatışmanın sonucu değil, çok daha derinlere uzanan, kirli bir savaşın acı yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor.

Son dönemde yaşananlar, arka planı netleşen bu kirli savaşın boyutlarını anlamamız için önemli ipuçları sunuyor. Küresel güç ABD ve Siyonist İsrail’in eylemlerini birbirinden ayrı düşünmek artık imkansız. Hatta İspanya gibi birkaç ülkeyi tenzih edersek, Batı Bloğu’nun tamamını da bu denklemin dışında tutamayız. Birinin diğerini bir araç olarak kullanması veya ötekinin bir tuzağa sürüklemesi, sonuçta yaşanan insani dram karşısında hiçbir anlam ifade etmiyor. Karşımızda, sadece son 50-60 yılda değil, neredeyse 500 yıldır dünyanın kaynaklarını sömüren ve kanını emen, kadim bir Batı zihniyeti ve sisteminin uzantıları var.

Sömürgeci Zihniyetin Acı Mirası: Çocuk Katliamları Tarihi

Bu sistem, geçmişten günümüze yaptığı her şeyi “uygarlık getirme” maskesi altında gerçekleştirdi. Ancak tarih sayfaları, bu “uygarlık” masalının ardında yatan sayısız vahşeti, özellikle de çocuk katliamlarını kaydetmekten çekinmedi. İran’da katledilen 168 kız çocuğu, bu utanç verici mirasın en son halkası oldu. ABD’nin, ister küresel liderliğini sürdürmek, ister Siyonist İsrail’e destek olmak amacıyla yapsın, bir savaşa masum çocukların canına kıyarak başlaması, pek çok uzmana göre sonun başlangıcının işaretidir. O mezar görüntüleri, bu kirli sistemin de kendi mezarını kazdığını gösteriyor gibi.

Bu görüntüler şimdiden küresel kirli savaşın utanç fotoğrafı olarak insanlığın hafızasına kazındı. Ne yazık ki, bu durum bir ilk değil. ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası yükselişine de benzer bir çocuk katliamıyla başlamıştı. On binlerce çocuğun can verdiği Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarını hatırlayın. Büyük şair Nâzım Hikmet’in dizeleriyle yankılanan o acılar hala taze:

“Kapıları çalan benim, kapıları birer birer
Gözünüze görünemem, göze görünmez ölüler
Hiroşima’da öleli oluyor bir on yıl kadar
Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar…”

O çocuklar hiç unutulmadı ama ne yazık ki ölümler de durdurulamadı. Ardından ABD’nin Vietnam vahşeti geldi. Bu kez “Hür Dünya”nın en son teknolojiye sahip uçakları, Vietnamlı çocukların üzerine napalm bombaları yağdırdı. Vücudu yanan o Vietnamlı kız çocuğunun fotoğrafı, bir tokat gibi tüm dünyanın vicdanına çarptı.

Günümüzün Kâbusu: Irak, Suriye ve Gazze’de Masum Canlar

Sömürgecilerin zulmü ve büyük güçlerin çatışmaları bitmek bilmedi. Yugoslavya’dan Afrika’ya, Afganistan’a kadar pek çok coğrafyada on binlerce çocuk katledildi. Bu yetmezmiş gibi, “demokrasi” getirme yalanıyla ABD ve Batı Bloğu, son 30 yılda Irak, Suriye ve Gazze’yi çocukların can verdiği bir cehenneme çevirdi. Suriye iç savaşının sembolü haline gelen, kıyıya vuran Alan bebeğin cansız bedeni ya da Gazze’de Siyonist İsrail güçlerinin 6 yaşındaki Hind Receb ve ailesini 335 kurşunla katlettiği görüntüler ve minik Hind’in yürek yakan feryatları, hepimizin hafızasına kazınmış durumda.

Küresel Sessizliğin Bedeli ve Geleceğe Yönelik Uyarı

Başkan Erdoğan, minik Hind’in feryadını duymayan dünyaya, Eylül 2024’teki BM Genel Kurulu’nda şu sözlerle seslenmişti:

“Dünyamızın geldiği seviyeye, elimizin altındaki teknolojiye rağmen; çatısı altında binlerce personel çalıştıran devasa bütçeli kuruluşlarımıza rağmen, 8 milyarlık insanlık ailesi olarak, henüz 6 yaşındaki bir kız çocuğunu, gözlerimizin önünde çırpınan yaralı bir serçeyi maalesef kurtaramadık.”

İnsanlığın ve bölgemizdeki ülkelerin önünde hiç değişmeyen, ortak bir küresel tehdit dururken, ülkelerin bu tehdidi görmezden gelip birbiriyle kavga etmeye devam etmesi, ne çocukların ölümünü durdurur ne de ülkelerin işgal edilme ihtimalini ortadan kaldırır. Bu kısır döngü devam ettikçe, “Susma, sustukça sıra sana gelir” deyişi misali, herkes sadece kendi sırasını bekler hale gelecektir. Bu yüzden, gerçek tehdidi görüp birleşmek ve masum canları korumak, sadece bölgenin değil, tüm insanlığın ortak sorumluluğudur.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir