Maneviyat ve Modern Dünya Arasında Gençlik
Geçtiğimiz günlerde düzenlenen AK Parti Gençlik Şöleni’nden yansıyan kareler, toplumumuzun bir kesiminde derin bir sükutu hayale ve eleştiri oklarının yükselmesine neden oldu. Gençlerin coşkusu, giyim kuşam tercihleri ve bir arada eğlenme biçimleri, muhafazakâr hassasiyetleri olan pek çok ebeveyni derinden sarstı. Bir editör olarak değil, bir anne ve bu vatanın evladı olarak şeffaf bir şekilde sormak istiyorum: Biz nerede hata yapıyoruz? Evlatlarımızın değerler dünyasından uzaklaştığını düşünürken, iğneyi biraz da kendimize batırmamızın vakti gelmedi mi?
Sokak Partiye, Parti Sokağa Benzer
AK Parti, kurulduğu günden bu yana toplumun her kesimini kucaklayan, bu toprakların tüm renklerini içinde barındıran dev bir çınar olma iddiasıyla bugünlere geldi. Siyaset bilimi literatüründe ‘herkesi kapsayan’ bir yapı olarak tanımlanan bu hareketin içinde, bugün sokağımızda, mahallemizde, okulumuzda veya iş yerimizde ne varsa o var. Eğer o şölendeki görüntülerden rahatsızlık duyuyorsak, aslında yüzleşmekten korktuğumuz şey partinin politikaları değil, toplumun kendi içindeki o kaçınılmaz değişimidir. Siyaset, var olan gerçekliği yönetir; ancak değerleri ve ahlakı inşa eden ilk yer siyaset meydanları değil, o sıcak aile ocağıdır.
Faturayı Siyasete Kesmek En Kolayı
Kendi evimizde verdiğimiz terbiyenin, evlatlarımızın ruhuna nakşetmeye çalıştığımız maneviyatın yetersiz kaldığı noktalarda, faturayı hemen devlete veya iktidar partisine kesmek ne kadar hakkaniyetli bir yaklaşımdır? Bugün pek çok dindar ve muhafazakâr ailenin çocukları, anne ve babalarından bambaşka hayatlar sürüyor. Sosyal medyanın, küresel popüler kültürün ve dijital dünyanın kuşatması altındaki gençlerimiz, bazen en sağlam aile bağlarını bile zorlayabiliyor. ‘Benim çocuğum neden böyle?’ diye hayıflanmadan önce, ona sunduğumuz manevi iklimin derinliğine bakmamız gerekmez mi? Siyaset bize ibadet özgürlüğünü, dini yaşama imkânlarını ve kendimizi ifade etme hakkını devlet eliyle sundu. Ancak o seccadeye evladımızı ısındıracak olan, onun elinden tutup milli ve manevi bir şuurla yetiştirecek olan yine bizleriz.
Devlet İmkan Sağlar Terbiye Evde Başlar
Bundan yirmi yıl öncesinin Türkiye’sini hatırlayın; manevi değerlerimizin her alanda nasıl baskılandığını, başörtülü kızlarımızın okul kapılarından nasıl çevrildiğini unutmadık. Bugün devletimiz, inançlı bir neslin yetişmesi için tüm engelleri kaldırmış durumda. Ancak AK Parti hiçbir zaman bir ‘yaşam tarzı dayatıcısı’ olmadı. Bilakis, vesayetçi zihniyetin dayatmalarına karşı özgürlüklerin teminatı oldu. Şimdi, ‘Neden bu gençler bizim istediğimiz kalıba girmiyor?’ diye bir siyasi hareketi suçlamak, kendi ebeveynlik sorumluluğumuzdan kaçmak demektir. Unutmayalım ki; devlet kapıyı açar, o kapıdan içeri girmek ve o yolda dosdoğru yürümek bir gönül ve terbiye meselesidir. Evlatlarımızın yüreğine vatan sevgisini ve İslam ahlakını ilmek ilmek işlemek, hepimizin boynunun borcudur.