Gizemli Saldırılar ve Bölgesel Çalkantı
İran’a yönelik tırmanan ABD ve İsrail saldırganlığının en hararetli günlerinde, bölge sahnesine düşen bir dizi şok edici gelişme, tüm dikkatleri Ankara ve Bakü’ye çevirdi. İran topraklarından Türkiye’ye yönelik bir füze saldırısı iddiası ve Azerbaycan’a yapılan drone akınları, zaten gergin olan atmosferi bir anda savaşın eşiğine taşıyabilecek bir hamle olarak kayıtlara geçti. Ancak asıl soru, perde arkasında kimin olduğuydu: Tüm cephelerde ağır darbe alan İran mı, yoksa bölgeyi daha büyük bir kaosa sürüklemek isteyen İsrail ve onun Amerikalı ‘dostları’ mı?
Sorumluluk Çelişkileri ve Şüphe Bulutları
Başlangıçta, bu provokatif eylemlerin sorumluluğunu üstlenen İran, kısa süre sonra bu iddiaları kesin bir dille yalanlama yoluna gitti. Hatta İran Dışişleri Bakanı, Azerbaycan’a yönelik saldırının adresini net bir şekilde İsrail olarak işaret etti. Elbette bu iddia, bölgedeki aktörlerin sicilini göz önüne aldığımızda pek de yabana atılır cinsten değil. Zira Siyonist İsrail’in İran içindeki operasyonel kabiliyeti, gerçekleştirdiği suikastlar ve sabotajlarla acı bir şekilde kanıtlanmış durumda. Köklü devlet yapılarının dahi böylesine sızmalara karşı ne denli savunmasız kalabildiği, her defasında yeniden öğrenilen bir ders adeta.
Kim Kimin Suyuna Gidiyor?
Merhum Mahir Kaynak’ın o meşhur, “Bu iş kimin işine yarıyor?” sorusu, bu tür karmaşık olayların düğümünü çözmede adeta bir anahtar işlevi görür. Türkiye ve Azerbaycan’a yapılan bu tür saldırıların, İran’ın zaten zorlu olan pozisyonunu daha da içinden çıkılmaz hale getireceği aşikar. Ancak bu hamleler, ABD ve İsrail’in bölgedeki hesaplarına pekâlâ uyuyor. Zira bu iki saldırgan güç, Türkiye ve Azerbaycan gibi yükselen regional aktörleri de çatışma sarmalına çekerek, Orta Doğu’da kendilerine kafa tutacak güçlü bir yapının oluşmasını engellemeyi hedefliyor olabilirler. Hatta savaşın, Sünni-Şii gerilimine evrilmesi için kirli senaryoların yazıldığı, ABD’li kaynaklarca bile dillendirilen bir gerçek.
Sessiz Kalmanın Bedeli ve Çıkış Yolu
ABD’li gazeteci Tucker Carlson’ın, İsrail’in Körfez ülkelerinde kaos çıkarma çabalarına dair açıklamaları – Katar ve Suudi Arabistan’da Mossad ajanlarının bombalı saldırı planlarıyla yakalanması gibi – bu tablonun bir parçası. İran’ın bu saldırıları gerçekleştirmesi için rasyonel hiçbir gerekçe bulunmuyor. Elbette her ülkenin içinde farklı düşünen kesimler olsa da, mevcut konjonktürde bu tür eylemlerin İran’a fayda sağlamayacağı ortada. Bölgedeki bu yüz-yüz elli yıllık “kirli tuzak” geleneğini iyi bilenler için, tuzağı kuranların kim olduğu sır değil. Bu aldatmacayı bozmanın yegâne yolu, Türkiye’nin ısrarla vurguladığı bölgesel birliktelikten geçiyor. Artık, başta İran olmak üzere tüm bölge devletlerinin bu acı gerçeği görmezden gelmekten vazgeçip, kader birliği yapma zamanı geldi de geçiyor.