MENÜ
03 Haziran 2026 Çarşamba
DOLAR 45,9623 ▲ %0,04
EURO 53,4273 ▼ %0,12
ALTIN 6.589,44 ▼ %0,63

Aydın Yanılgısı: Solun İçindeki Gizli Irkçılık

Sözün Bittiği Yer: Kılıç Artığı Ne Demek?

Türkiye’de kendisini ‘aydın’, ‘çağdaş’ ve ‘cumhuriyetçi’ olarak tanımlayan kesimlerin, kendi içlerindeki çürümeyle yüzleşme vakti geldi de geçiyor. Mine Kırıkkanat’ın eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik kullandığı ‘kripto kılıç artığı’ ifadesi, sıradan bir siyasi eleştiri değil; genetik kodlara işlemiş bir üstenciliğin dışavurumudur. ‘Kılıç artığı’ tabiri, bu topraklarda yaşanmış en büyük acıların, sürgünlerin ve katliamların ardından hayatta kalanları aşağılamak için kullanılan kirli bir mirastır. Bir entelektüelin bu kavramı bir ‘itibarsızlaştırma silahı’ olarak kullanması, savunduğunu iddia ettiği tüm değerlerin aslında koca bir yalandan ibaret olduğunu kanıtlıyor.

Maskenin Altındaki Gerçek: Seçkinci Nefret

Kırıkkanat’ın bu çıkışı tesadüf mü? Kesinlikle hayır. Bu zihniyet, yıllardır bu ülkenin dindar insanlarını ‘kısa bacaklı, kıllı ve göbeğini kaşıyan adamlar’ olarak yaftalayan, piknik yapan aileleri fiziksel özellikleriyle aşağılayan o karanlık odakla aynı kaynaktan besleniyor. Kendi dar gettolarında yarattıkları ‘steril Türkiye’ hayaline uymayan her kesimi; ister dindar, ister Kürt, ister Alevi olsun, ‘çağdaşlık’ sopasıyla terbiye etmeye çalışıyorlar. İstanbul’un parklarında nefes almaya çalışan insanları ‘hayvansı’ tasvirlerle betimleyen bir kalemin, bugün geldiği nokta sadece kendi geçmişinin bir yansımasıdır.

Kürtler ve AB: Bir Günah Keçisi Arayışı

Kırıkkanat’ın nefreti sadece iç politikayla sınırlı kalmıyor. Kürtleri ‘kriminal bir varlık’ olarak tanımlayan ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girememesinin faturasını yine bu topluma kesen yaklaşımı, aslında modern görünümlü bir Orta Çağ zihniyetidir. Batılı, özgürlükçü ve demokrat maskesinin altında saklanan bu ırkçı damar, toplumsal barışın önündeki en büyük engellerden biridir. ‘Aç çocuk orduları’ gibi ifadelerle bir halkı suç makinesi gibi göstermek, sosyolojik bir analiz değil, açık bir nefret suçudur. Bu suçun ‘çağdaşlık’ ambalajıyla servis edilmesi ise asıl trajedidir.

Kendi Putlarını Yıkma Zamanı

Bugün Kırıkkanat’a tepki gösterenlerin samimiyetini sorgulamak zorundayız. Yıllardır bu kalem bu nefret suçlarını işlerken sessiz kalanlar, kendi mahallelerinden bir ses yükseldiğinde neden kör ve sağır oldular? Solculuk, Alevilik veya Cumhuriyetçilik; ırkçılığın ve aşağılamanın bir kalkanı olabilir mi? Eğer bugün bir özeleştiri yapılmayacaksa, Kılıçdaroğlu’na söylenen o sözler yarın bir başkasına, başka bir sıfatla dönecektir. Toplumsal normalleşme, sadece karşı mahalleyle barışmak değil, kendi mahallenizdeki zehirli sarmaşıkları temizlemekle başlar. Artık bu ‘aydın’ kibrinden ve insanı insan olduğu için değil, kökeni ve inancı için yargılayan hastalıklı bakış açısıyla gerçek bir hesaplaşma yaşanmalıdır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir