Sosyal medya dünyasında @aslitumerr kullanıcı adıyla tanınan Aslı Tümer, son dönemde gerçekleştirdiği paylaşımlarla Türkiye’deki erişilebilirlik sorunlarına ve toplumsal algıya dair devrim niteliğinde bir farkındalık dalgası yarattı. Türkiye’nin önde gelen yapım şirketlerinden birinde kariyerini sürdüren Tümer, özellikle bir Tarkan konseri sonrası paylaştığı görüntülerle, engelli bireylerin sosyal hayata katılımının önündeki teknik ve zihinsel engelleri bir kez daha gündeme taşıdı. Konser alanında kendisi için hazırlanan özel platform ve sunulan kontenjan sayesinde etkinliğe ücretsiz katılabildiğini anlatan Tümer, bu paylaşımıyla binlerce engelli vatandaşın etkinliklere katılım cesareti bulmasına vesile oldu.
Türkiye’de Engelli Hakları ve Sosyal Hayata Katılım Süreçleri
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan engelli bireyler için 2005 yılında yürürlüğe giren 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, kamusal alanların, ulaşım araçlarının ve sosyal hizmetlerin erişilebilir olmasını yasal bir zorunluluk haline getirmiştir. Ancak Aslı Tümer’in yaşadığı deneyimler, yasal mevzuatın ötesinde, uygulamanın ve toplumsal empatinin ne kadar kritik olduğunu göstermektedir. Bir konsere katılımın ötesinde, bu durum bir sosyal entegrasyon sürecidir. Gelişmiş ülkelerde ve Avrupa Birliği standartlarında sıradan bir uygulama olan engelli izleme platformlarının, Türkiye’de bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkı olarak görülmesi gerektiği gerçeği, Tümer’in Berlin örneğiyle de perçinlenmektedir.
Serebral Palsi: Tıbbi Süreçler ve Toplumsal Algı Dönüşümü
Aslı Tümer’in mücadelesinin temelinde yatan serebral palsi, beynin henüz tam gelişmediği dönemde meydana gelen bir hasar sonucu ortaya çıkan hareket ve duruş bozukluğudur. Türkiye’de bu durumla yaşayan bireyler için erken teşhis, sürekli fizik tedavi ve rehabilitasyon süreçleri hayati önem taşır. Tümer’in haftada beş gün fizik tedavi alması, aslında tıbbi bir gerekliliğin ötesinde, kas ve kemik yapısının korunması için verilen bir yaşam mücadelesidir. Ülkemizdeki sağlık protokolleri, bu tür durumların bir ‘hastalık’ değil, yönetilmesi gereken bir ‘durum’ olduğunu vurgulamaktadır. Sosyal güvenlik sistemimiz (SGK), belirli kriterler çerçevesinde rehabilitasyon seanslarını destekleyerek bireylerin sosyal yaşamdan kopmamasını hedeflemektedir.
Tümer’in eğitim hayatında karşılaştığı akran zorbalığı ve dışlanma süreçleri, akademik ortamlarda dahi toplumsal bilincin artırılması gerektiğini göstermektedir. Koç Üniversitesi gibi saygın kurumlarda dahi benzer engellerle karşılaşılması, Türkiye’deki kapsayıcı eğitim politikalarının sadece kağıt üzerinde kalmaması gerektiğini kanıtlıyor. ‘Sadece Aslı olmak’ mottosuyla yola çıkan Tümer, engelliliği bir sıfat değil, bir varoluş biçimi olarak tanımlayarak, ‘melek’ ya da ‘mağdur’ gibi ötekileştirici etiketleri reddediyor. Toplumun her kesiminde farkındalık yaratan bu tür hikayeler, kentsel planlamadan etkinlik yönetimine kadar her alanda evrensel tasarım ilkelerinin benimsenmesine öncülük etmektedir.






