Orta Doğu’daki Savaşın Faturası Avrupa’ya Kesildi
Küresel jeopolitik dengeler sarsılırken, ekonomik depremin ilk şiddetli dalgası Avrupa iş gücü piyasasını vurdu. Avrupa Birliği, dış baskıların ve özellikle Orta Doğu’daki çatışmaların gölgesinde tarihinin en zorlu sınavlarından birini veriyor. Avrupa Komisyonu yetkililerinden Roxana Mînzatu’nun yaptığı son açıklamalar, kapıdaki tehlikenin boyutunu gözler önüne serdi. Savaşın tetiklediği enerji krizi, sanayi çarklarını durma noktasına getirirken tam 1,3 milyon çalışanın işini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu net şekilde ortaya koyuyor.
Bu büyük istihdam tehdidi, sadece fabrikaların kapanması anlamına gelmiyor. Enerji yoğun sektörlerin çöküşü, alt tedarik zincirlerini ve hizmet sektörünü de domino taşı etkisiyle vuracaktır. Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum, yakın gelecekte yeni bir işsizler ordusunun doğmasına ve toplumsal sınıflar arasındaki gerilimin tırmanmasına zemin hazırlıyor.
Yatırımları Kilitleyen Dev Kriz: Kalifiye Eleman Yok
Sorunun bir diğer can alıcı boyutu ise iş gücü kalitesindeki derin boşluk. Avrupa’daki şirketlerin yüzde 77 gibi ezici bir çoğunluğu, yeni yatırımlar yapmanın önündeki en büyük engeli “beceri eksikliği” olarak tanımlıyor. Sanayi kolları hızla dijitalleşip dönüşürken, mevcut iş gücünün bu hıza ayak uyduramaması ciddi bir yapısal uyumsuzluk doğuruyor. Eğitim sistemlerinin piyasa gerçeklerinden kopuk olması, yapısal işsizliği kronik hale getiriyor.
Yaşlanan Avrupa nüfusu göz önüne alındığında, bu beceri açığı kıtanın dışarıdan nitelikli göç alma ihtiyacını daha da artıracaktır. Ancak düzensiz göç dalgalarıyla mücadele eden toplumlarda, seçici göç politikalarının uygulanması yeni bir sosyal kutuplaşma dalgası yaratabilir.
İnsan Sermayesi Kurtuluş Reçetesi mi?
Mînzatu, Avrupa’nın asıl gücünün fabrikalar veya yüksek teknoloji değil, doğrudan insan kaynağı olduğunu savunuyor. Ancak bu tezi hayata geçirmek sanıldığı kadar kolay değil. 1,3 milyon insanın istihdam dışı kalma tehlikesi, sosyal devlet mekanizmaları üzerinde devasa bir yük oluşturacaktır. Sosyal refahın korunması için acil önlemler alınmazsa, kitlesel memnuniyetsizlik siyasi istikrarsızlıkları beraberinde getirecektir.
Küresel gelişmeler, sınırların ötesindeki her çatışmanın yerel refahı nasıl doğrudan baltaladığını bir kez daha kanıtladı. Enerji yoğun sektörlerde çalışan milyonlarca insan için şimdi belirsizlik dolu yeni bir dönem başlıyor. Bu krizin toplumsal yansımaları, önümüzdeki yılların göç ve istihdam politikalarını kökten değiştirecek gibi görünüyor.
Kaynak: Ekonomim Tv






