Washington’da diplomatik koridorlar, son yılların en hareketli ve stratejik günlerinden birine tanıklık ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın ev sahipliğinde, kısa süre önce isminin eklendiği ABD Barış Enstitüsü’nde toplanan ‘Barış Kurulu’, sadece Gazze’nin değil, tüm Ortadoğu’nun kaderini yeniden şekillendirme iddiasıyla sahneye çıktı. Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın temsil ettiği bu kritik zirve, alışılagelmiş diplomasi dilinin ötesinde, ‘ekonomik rasyonalite’ ve ‘kesin sonuç’ odaklı bir yaklaşımla dikkat çekiyor. Trump’ın kürsüden dile getirdiği ‘8 savaşı bitirdik, 9’uncusu da yolda’ ifadesi, bölgedeki kronikleşmiş krizlerin tasfiyesine yönelik yeni bir Amerikan doktrininin ilk somut işareti olarak okunabilir.
Gazze’nin Yeniden İnşasında Ekonomik ve Siyasi Yol Haritası
Trump’ın açıklamaları, barışın maliyetini savaşın yıkımıyla kıyaslayan pragmatik bir temele oturuyor. Gazze’nin artık bir radikalizm yuvası olmayacağı, Hamas’ın silahlarını teslim edeceği ve bölgenin devasa bir yeniden inşa projesine dönüşeceği bir projeksiyon çiziliyor. 7 milyar dolarlık devasa bir yardım fonunun telaffuz edilmesi, FIFA’nın spor projeleriyle sürece dahil olması ve Birleşmiş Milletler’in insani yardım koordinasyonu, Washington’ın Gazze için adeta bir ‘Marshall Planı’ hazırladığını gösteriyor. Uzman görüşlerine göre bu yaklaşım, bölgedeki çatışma dinamiklerini ekonomik bağımlılık ve refah vaadiyle kırmayı hedefliyor. Ancak bu ekonomik vaatlerin sahadaki karşılığı, sadece finansal kaynakla değil, İsrail üzerindeki diplomatik baskının ne kadar kararlı işletileceğiyle ölçülecektir. Trump’ın ‘barış savaştan yüz kat daha ucuz’ söylemi, aslında küresel sistemin yeni maliyet analizini de gözler önüne seriyor.
İran ile 10 Günlük Kritik Eşik ve Bölgesel Dengeler
Toplantının en çarpıcı ve belki de en riskli başlıklarından biri İran ile yürütülen temaslar oldu. Trump’ın İran konusunda verdiği 10 günlük mühlet, Tahran-Washington hattında yeni bir nükleer anlaşmanın ya da kapsamlı bir bölgesel mutabakatın eşiğinde olunduğunu fısıldıyor. ‘Anlamlı bir anlaşma yapmak zorundayız’ diyen Trump, nükleer silaha sahip bir İran’a asla geçit verilmeyeceğini yinelerken, aslında bölgedeki tüm aktörlere yeni bir oyun alanı tanımlıyor. Bu noktada Türkiye’nin masadaki varlığı, hem bölgesel bir denge unsuru hem de kriz çözümünde kilit bir aktör olması hasebiyle hayati önem taşıyor. Hamas’ın süreci yakından izlemesi ve İsrail üzerindeki ateşkes baskısını artırma çağrısı, diplomatik başarıların sahadaki gerçeklikle ne kadar örtüşeceğinin turnusol kağıdı olacak. Eğer Barış Kurulu’nun misyonu Gazze sınırlarını aşarsa, dünya siyasetinde ABD’nin müttefikleriyle kurduğu ilişkilerde yepyeni bir sayfa açılabilir.






