Siyasetin Mağduriyet Rüzgarı Neden Kesildi?
Siyasetin o çok konuşulan ‘mağduriyet’ rüzgarları, yerini derin bir sessizliğe ve sorgulamaya bıraktı. Eskiden meydanları dolduran, Silivri kapılarını aşındıran o coşkulu kalabalıklar artık neden yok? Cevap basit ama sarsıcı: Vatandaş artık sadece sloganlara değil, cebinden çıkan verginin nereye gittiğine bakıyor. CHP içindeki ‘yolsuzluk ve aşk’ skandallarıyla sarsılan yerel yönetimler, sadece motivasyonunu değil, halk nezdindeki inandırıcılığını da kaybetmiş görünüyor. İmamoğlu davasında bir yıl önce esen o ‘siyasi baskı’ havası, yerini somut iddiaların yarattığı ağır bir iklime bıraktı.
Rakamlar Yalan Söylemez: Şoktan Mesafeye Dönüş
Veri Enstitüsü tarafından paylaşılan son araştırma sonuçları, toplumdaki algı kırılmasını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu tutuklandığında toplumun %65’i bu durumu bir ‘siyasi operasyon’ olarak nitelendirirken, aradan geçen bir yılda sular tamamen tersine akmaya başladı. Endişe duygusu %51’den %29’a çakılırken, ‘bu dava tamamen hukukidir’ diyenlerin oranı %12’den %21’e yükseldi. Peki, ne oldu da halk bir yıl içinde bu kadar keskin bir dönüş yaptı? İnsanlar artık adaletin işleyişini sadece televizyondaki yorumculardan değil, sokaktaki karşılığından okuyor.
Halkın Cebini Etkileyen Asıl Soru: Zenginleşme Nereden Geliyor?
Vatandaşın asıl canını yakan nokta, ‘siyaseten engelleniyorum’ diyenlerin arka planda nasıl bir konfor içinde yaşadığına dair iddialar. Boğaz’a nazır üç villanın 15 milyon gibi sembolik rakamlarla alınması, belediye kadrolarındaki isimlerin hızla lüks araçlara ve malikânelere kavuşması, geçim derdiyle boğuşan seçmenin gözünden kaçmadı. Bu zenginleşme, sadece bir partinin iç meselesi değil; halkın hizmetine gitmesi gereken kaynakların nerelere akıtıldığı sorusunu doğuruyor. Yerel yönetimdeki bu ‘flu’ fotoğraf netleştikçe, kurulan yolsuzluk sistemi iddiaları halkın vicdanında daha ağır basmaya başlıyor.
Hizmet Yerine Algı Üretmenin Sonu
Belediyelerin asli görevi olan ulaşım, altyapı ve sosyal yardımlar yerine, sürekli bir mağduriyet hikayesi üzerinden siyaset üretilmesi artık karşılık bulmuyor. Vatandaş, ‘Eğer bu paralar villalara gitmeseydi, ulaşım daha ucuz olabilir miydi?’ ya da ‘Sosyal yardımlar daha mı geniş kapsamlı olurdu?’ diye sormaya başladı. Veri Enstitüsü Direktörü Dr. Erman Bakırcı’nın analizindeki o 19 puanlık düşüş, aslında halkın ‘bize masal anlatmayın’ deme biçimidir. Yolsuzluk iddiaları ve kişisel zenginleşme hikayeleri daha görünür oldukça, ne mahkeme salonları ne de meydanlar o eski coşkuyu göremeyecek. Çünkü gerçek mağdur, vergisiyle bu sistemi besleyen ama karşılığını alamayan vatandaştır.