Ortadoğu’nun jeopolitik fay hatları yeniden şekillenirken, Suriye sahasında uzun süredir beklenen stratejik hamle nihayet karşılık buldu. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Suriye ordusu, bir yıldır Şam yönetimini oyalama taktikleriyle vakit kazanan PKK-YPG unsurlarını, beklenmedik bir süratle ülkenin kuzeydoğusuna süpürdü. Operasyonun hızı ve askeri hassasiyeti, bölgedeki dengelerin sadece askeri güçle değil, derin bir diplomatik koordinasyonla yönetildiğini de tescillemiş oldu.
Bölgesel İstikrarın Anahtarı: Ankara-Şam Hattındaki Görünmez Diplomasi
Şam yönetiminin gerçekleştirdiği bu operasyon, sahadaki askeri başarısından ziyade sivillerin can ve mal güvenliğine gösterilen azami hassasiyetle dikkat çekti. PKK ve uzantılarının uluslararası kamuoyunda gelenekselleşen ‘mağduriyet ve ajitasyon’ malzemelerini üretememesi, operasyonun ne denli titiz bir planlamayla yürütüldüğünü kanıtlar nitelikte. Uzman görüşlerine göre, bu özenli tutumun arkasında Ankara’nın sürece doğrudan veya dolaylı müdahilliğinin payı yadsınamaz. Türkiye’nin bölgedeki terör koridoruna izin vermeyen kararlı duruşu, bugün Şam’ın kendi toprak bütünlüğünü sağlama yolundaki en büyük motivasyonlarından biri haline gelmiş durumda.
Nitekim bu durumu teyit eden en çarpıcı açıklama, Münih Güvenlik Konferansı’nda Neçirvan Barzani’den geldi. Barzani, Türkiye’nin rolünün son derece pozitif olduğunu vurgularken, Ankara’nın desteği olmadan özellikle Halep ve çevresindeki huzurlu tahliye süreçlerinin gerçekleştirilemeyeceğini açıkça ifade etti. Bu itiraf, Türkiye’nin sadece kendi sınırlarını koruyan bir güç değil, aynı zamanda bölgesel huzurun da teminatı olduğunu uluslararası arenada yeniden tescilledi.
Siyasetin Çıkmaz Sokağı: Kandil Hattı ve İç Dinamikler
Dışarıda bu olumlu hava eserken, Türkiye iç siyasetinde ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine karşı direnç gösteren çevrelerin varlığı ise düşündürücü bir tezat oluşturuyor. Cumhur İttifakı’nın uzattığı çözüm elini geri çeviren DEM Parti kanadı, Suriye’deki PKK tasfiyesinin şokunu atlatamamış görünüyor. Kobani olaylarına benzer provokasyonlarla sokağı hareketlendirme çabaları halkın sağduyusuyla boşa çıkarılırken, Tuncer Bakırhan’ın Meclis çatısı altından yükselttiği ‘Irak uyarısı’ ise Kandil’in sıkışmışlığının bir dışavurumu olarak değerlendiriliyor.
Bakırhan’ın ‘Irak ne Libya’ya ne de Suriye’ye benzer’ şeklindeki çıkışı, aslında terör örgütünün Irak’ın kuzeyindeki son kalelerini koruma çabasından başka bir şey değil. Ancak devlet aklı, terörü kaynağında kurutma stratejisini ‘terörsüz bölge’ perspektifiyle genişletmiş durumda. Şam’daki bu hızlı çözülme, çok yakında Kandil ve Sincar hattında da benzer bir akıbetin yaşanabileceğinin en somut işaretidir. Türkiye, artık sadece savunma hattında değil, bölge barışını inşa eden kurucu irade olarak masada ve sahadadır.