Osmanlı Askeri Düzeninin Temeli Ve Kapıkulu Ocaklarının Doğuşu
Osmanlı Devleti’nin çağdaşı olan Safevi ve Akkoyunlu gibi Türk devletleri ile Avrupalı monarşilerden daha erken bir dönemde askeri üstünlük kurmasının temel nedeni, düzenli bir ordu teşkilatına sahip olmasıdır. Aşiret kuvvetlerine ya da paralı askerlere bağımlı olan diğer güçlerin aksine, Osmanlılar erken tarihlerde merkezi bir askeri yapı inşa etmiştir. Edirne’nin 1361 yılındaki fethinin ardından, mevcut yaya ve müsellem birliklerinin sınırların genişlemesiyle yetersiz kalması üzerine daimi bir ordu ihtiyacı doğmuştur.
Devşirme Sisteminin Kanunlaşması Ve Yıldırım Bayezid Dönemi
I. Murad döneminde Çandarlı Kara Halil ile Kara Rüstem’in Hristiyan esirlerden yararlanma önerisiyle temelleri atılan Kapıkulu Ocakları, Yıldırım Bayezid döneminde merkeziyetçi politikaların bir parçası olarak kurumsallaşmıştır. Zamanla esir kaynaklarının yetersiz kalması üzerine, Çelebi Mehmed döneminde başlanan ve II. Murad devrinde kanunlaşan devşirme sistemi devreye sokulmuştur. Sayıları 16. yüzyıl sonuna kadar 15 bini aşmayan bu seçkin askerler, devletin en disiplinli vurucu gücü haline gelmiştir.
Mohaç Savaşı Ve Erken Dönem Ateşli Silah Teknolojisi
Yeniçeriler, geleneksel ok ve yay kullanımından ateşli silah teknolojisine hızla adapte olmuşlardır. Avrupa’da tüfeğin henüz hantal olduğu 16. yüzyıl başlarında, Osmanlı ordusu bu silahı etkin bir şekilde kullanmaya başlamıştır. Özellikle 1526 yılındaki Mohaç Savaşı’nda uygulanan sistemli yaylım ateşi taktiği, düşman saflarının dağılmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Avrupa askeri literatüründe ancak 17. yüzyılda genel bir taktik haline gelen bu sistem, Osmanlı ordusunda çok daha önce tatbik edilmiştir.
Avrupalı Elçi Busbecq Ve Seyyahların Gözünden Yeniçeri Disiplini
Osmanlı askeri düzeni, dönemin Avrupalı gözlemcileri üzerinde derin bir etki bırakmıştır. 16. yüzyıl ortalarında Avusturya Elçisi olarak Amasya’ya gelen Busbecq, kabul töreni öncesinde yeniçerilerin sergilediği mutlak sessizlik karşısında şaşkınlığını gizleyememiştir. Askerlerin saatlerce hiç hareket etmeden beklemesini şaşırtıcı bulan elçi, selam verene kadar onların canlı birer insan mı yoksa heykel mi olduğunu ayırt edemediğini aktarmaktadır.
Benzer şekilde, 1573 yılında İstanbul’u ziyaret eden Fransız Philippe du Fresne-Canaye ile 1570’lerin sonunda kente gelen Avusturyalı Schweigger de ordudaki olağanüstü itaati rapor etmiştir. Binlerce askerin bir arada bulunduğu saray avlusunda sessizliğin korunması, batı ordularında eşine rastlanmayan bir disiplin göstergesi olarak tarihi kayıtlara geçmiştir.
Kaynak: Sabah