Sosyal medya dünyası bugünlerde tek bir ritimle çalkalanıyor: Celal Karatüre ve ekibinin yeniden yorumladığı “Kâbe’de hacılar hu der Allah” ilahisi. Klasik ilahi kalıplarının çok ötesine geçen bu performans, sadece dijital platformlarda değil, ilkokul koridorlarından teneffüs zillerine kadar her yerde yankılanıyor. Peki, ne oldu da bu ilahi bir anda Z kuşağının ve hatta daha küçük yaş gruplarının diline pelesenk oldu? Cevabı çok basit: Samimiyet ve ritim.
Neden Bu Kadar Sevildi? Ritmin Gücü ve Samimiyet
Celal Karatüre’nin o kendine has Roman tınılarını ilahiye yedirmesi, ortaya hem modern hem de son derece sempatik bir iş çıkmasını sağladı. Videolarda yüzler gülüyor, ritim insana istemsizce eşlik ettiriyor ve en önemlisi o ‘yapay’ ciddiyetten eser yok. Uzmanlara göre, çocukların bu ilahiye olan ilgisi aslında bir tepki niteliğinde. Ebeveynler, çocuklarının internette maruz kaldığı küfürlü içeriklerden, kadınları nesneleştiren şarkılardan ve anlamsız dijital kirlilikten bıkmış durumda. Bu noktada, çocukların neşeyle “Allah” diye nakaratlara eşlik etmesi, birçok aile için huzur verici bir liman haline geldi.
Ancak her popüler içerikte olduğu gibi, burada da kutuplaşmanın ayak sesleri duyuluyor. Bazı kesimler bu durumu bir “laik atak” sebebi olarak görürken, bazıları da Karatüre’nin bu videolardan reklam geliri elde etmesini ‘dinen caiz değil’ diyerek eleştiriyor. Oysa toplumun büyük bir kesimi, yobazca tartışmaların ötesinde, bu enerjik ve hayat dolu ilahinin yarattığı pozitif havayı solumayı tercih ediyor.
Siyasette ‘Popülarite’ Savaşları: Özgür Özel’den Sert Çıkış
Gündemin bir diğer sıcak maddesi ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, gazeteci Barış Yarkadaş’ın iddiasına verdiği yanıt oldu. Yarkadaş’ın “Abdullah Gül CHP’ye geçiyor” iddiasını adeta bir dezenformasyon örneği olarak tanımlayan Özel, durumu oldukça sert bir dille özetledi. Özel’e göre bu tarz iddialar, sadece yeni kanalında popülarite kazanmak ve sosyal medyada etkileşim almak isteyen isimlerin birer stratejisi.
Özgür Özel’in bu çıkışı aslında medyanın geldiği noktaya dair acı bir gerçeği de gözler önüne seriyor. Habercilikten ziyade sansasyon ve tık odaklı bir düzenin içinde, siyasiler de artık kendilerine dair üretilen dezenformasyonlarla savaşmak zorunda kalıyor. Mesele sadece Barış Yarkadaş’ın bir iddiası değil; asıl mesele, bu tarz içi boş iddialara prim veren ve onları sosyal medya algoritmasında yukarı taşıyan mevcut medya düzeni. Sonuç olarak, hem dijital trendler hem de siyasi polemikler bize tek bir şeyi gösteriyor: Gerçeklik ve samimiyet artık en nadide hazine haline geldi.
