MENÜ
02 Haziran 2026 Salı
DOLAR 45,9335 ▲ %0,06
EURO 53,5171 ▲ %0,15
ALTIN 6.648,59 ▲ %0,44

Orta Doğu’da Satranç Tahtası Devrildi: İran ve İsrail Savaşı

Diplomasi masaları devrildi, vaatler havada kaldı ve Orta Doğu yine demirle, ateşle şekillenmeye başladı. Umman Dışişleri Bakanı Hamed el-Busaidi’nin “barış ulaşılabilecek mesafede” demesinin üzerinden henüz birkaç saat bile geçmemişken, bölge İsrail füzelerinin aleviyle aydınlandı. İsrail’in “Aslan Kükremesi” adını verdiği operasyon, sadece askeri bir müdahale değil, İran’ın bölgedeki nüfuzuna yönelik doğrudan bir meydan okumadır. Tahran sokaklarında siren sesleri yükselirken, İsrail savaş uçakları füze rampalarını ve kritik askeri unsurları hedef aldı. Ancak haberler sadece askeri kayıplarla sınırlı değil; Tahran’daki bir okulun da bu saldırılardan nasibini aldığı iddia ediliyor. Bu, savaşın kirli ve acımasız yüzünü bir kez daha ortaya koyuyor.

Körfez Hattında Stratejik Çöküş ve Coğrafi Gerçeklik

İran’ın bu saldırılara cevabı ise beklendiği gibi asimetrik oldu. Tahran, “Sadık Vaat 4” adını verdiği operasyonla cepheyi genişleterek 6 Arap ülkesindeki ABD üslerini eş zamanlı olarak hedef aldı. Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Ürdün ve Suudi Arabistan toprakları bir anda İran füzelerinin menziline girdi. Bu coğrafya, dünya petrol rezervlerinin neredeyse yarısına ev sahipliği yapan, küresel enerji güvenliğinin kalbinin attığı yerdir. Özellikle Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi hattındaki bu ülkeler, demografik olarak genç nüfusun yoğun olduğu ancak stratejik olarak tamamen dış müdahalelere açık bölgelerdir. Suriye’nin Süveyda kentindeki bir apartmana düşen füze sonucu hayatını kaybeden 4 kişi, bu büyük güç savaşının masum kurbanları olarak kayıtlara geçti. Uluslararası hukukta sivil yerleşim yerlerine yapılan saldırılar savaş suçu kapsamında değerlendirilirken, bölgedeki kaos bu kuralların işleyişini imkansız kılıyor.

Hukuki Süreçler ve Bölgesel Güvenlik Doktrini

Uluslararası arenada devletlerin egemenlik hakları BM Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını doğurur. Ancak İran’ın doğrudan İsrail yerine Arap ülkelerindeki ABD varlığını hedef alması, stratejik bir hata olarak okunmalıdır. Türkiye gibi modern hukuk devletlerinde bu tür olayların ardından adli soruşturmalar, balistik incelemeler ve otopsi süreçleri titizlikle yürütülürken, çatışma bölgelerinde gerçeklerin üzeri propaganda tozlarıyla örtülüyor. Pentagon günler öncesinden üslerini tahkim etmiş olsa da, füzelerin yarattığı hasardan ziyade diplomatik faturası ağır olacak. Başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkelerinden yükselen zehir zemberek açıklamalar, İran’ın bölgede ne kadar yalnızlaştığının kanıtıdır. İsrail’in petrol tesislerini vurmaması ve İran’ın sınırlı misillemesi, bu çatışmanın aslında kontrollü bir gerilim, yani bir kayıkçı kavgası olduğunu gösteriyor. Trump’ın Netanyahu’nun peşinden sürüklenmesi ise ABD iç siyasetinde ciddi bir kırılma yaratacaktır.

Son olarak, “İran düşerse sıra Türkiye’ye gelir” diyerek kamuoyunu manipüle etmeye çalışanların tezleri boştur. Türkiye, bu kaotik denklemde kendi güvenliğini sağlayacak güçte ve ferasettedir. Tahran rejiminin kendi stratejik hatalarının bedelini bölgeye ödetmeye çalışması, sadece İsrail’in ekmeğine yağ sürmektedir. Unutulmamalıdır ki; gerçek bir analiz, sosyal medyadaki sahte görüntülerle değil, sahadaki jeopolitik gerçeklerle yapılır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir