MENÜ
06 Haziran 2026 Cumartesi
DOLAR 46,1116 ▲ %0,02
EURO 53,1487 ▼ %0,94
ALTIN 6.409,16 ▼ %3,23

Nobelli Yazarın Ortadoğu İtirafı ve Kolonyal Mirasın Prangaları

Sömürge sonrası literatürün en keskin teşhisi, kölenin efendisine duyduğu marazi hayranlığın evreleridir. Bu psikolojik süreçte köle, hayatta kalmak ve kabul görmek adına önce efendisinin dilini kuşanır, ardından onun ahlak normlarını kutsar ve nihayetinde efendisinin düşmanlarını kendi düşmanı beller. Bu bir hayatta kalma refleksinden ziyade, benliğin işgal edilmesidir. Frantz Fanon’un derinlemesine incelediği bu ‘kendine efendinin gözleriyle bakma’ sendromu, bireyi kendi köklerine yabancılaştırırken, onu ‘Ben onlar gibi değilim’ çığlığıyla bir ayrıcalık arayışına iter. Bu durum, adaletin ve özgürlüğün sürekli ertelendiği, celladına aşık bir zihniyetin tezahürüdür.

Fanon ve Malcolm X Merceğinden Özkolonyalist Zihniyet

Malcolm X’in literatüre kazandırdığı ‘ev kölesi’ metaforu, günümüz entelektüel dünyasında hala geçerliliğini koruyan bir turnusol kağıdıdır. Ev kölesi, efendinin evi yandığında itfaiyeden önce koşan, efendinin acısını kendi acısı sanan ve itaatini bir erdem gibi pazarlayan figürdür. Bu trajik dönüşümün son halkası, Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un son açıklamalarında vücut bulmuştur. Pamuk’un, bir eserinin dizi uyarlaması sırasında kadın yönetmen tercihini ‘Bütün Ortadoğulu erkeklerin kafalarındaki pisliklerden bende de var’ diyerek gerekçelendirmesi, basit bir özeleştiri değil, tipik bir ‘özkolonyalist’ yansımadır. Kendi coğrafyasını ve kimliğini peşinen ‘pislik’ ile özdeşleştiren bu yaklaşım, Batılı efendinin kurguladığı oryantalist retoriğin bir içselleştirilmesidir.

Batı’nın Karanlık Yüzü ve Aydın Yanılsaması

Pamuk, ‘Ortadoğulu’ olmayı bir kirlilik nişanesi olarak sunarken, ‘uygar’ addedilen Batı’nın merkezinde patlak veren skandallar bu tezi kökünden sarsmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda cinsel saldırı suçlarından hüküm giyen Harvey Weinstein’in ‘Kalben İsrailliyim’ beyanı ile çocuk istismarı ve insan kaçakçılığı ağının merkezindeki Jeffrey Epstein’in dehşet verici suçları, kötülüğün coğrafyası olmadığını kanıtlamıştır. Epstein’in adasında çocukların maruz kaldığı işkenceler, İngiliz Kraliyet ailesinden Amerikan başkanlarına uzanan o kirli ağ, Batı’nın ‘steril’ imajının altındaki çürümüşlüğü gözler önüne sermiştir. Bebeklerin çığlıklarını deney aracı yapan zihniyet ile ‘Ortadoğulu’ kimliğini aşağılayan zihniyet arasındaki tezat, aydın yabancılaşmasının en somut örneğidir.

Sonuç olarak, bir yazarın kendi toplumuna ‘burasız’ bir dille hitap etmesi ve aidiyetini bir utanç kaynağı gibi pazarlaması, entelektüel bir intihardır. Pamuk’un ‘Selam poğaçacı’ ifadesindeki sınıfsal kibirle başlayan bu yolculuk, bugün Batılı bir kölelik modeline evrilmiştir. Toplumsal hafıza bu teslimiyeti not etmiştir: Kendi halkının acısına ve kimliğine sırtını dönenler, efendilerinin sofrasında ancak geçici birer misafirdirler. Bizler, bu sahte mahcubiyeti ve dayatılan aşağılık kompleksini reddediyoruz.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir