Ankara kulislerinde bugünlerde sessiz ama derinden bir hareketlilik hakim. Ramazan ayının hemen arifesinde yayınlanan bir **laiklik bildirisi**, başkentin siyasi koridorlarında sadece bir dini hassasiyet tartışması olarak değil, aynı zamanda çok katmanlı bir **jeopolitik konumlanma** olarak okunuyor. Bildirinin girişindeki Trump vurgusu, aslında meselenin iç siyasetin çok ötesine, okyanus ötesindeki güç savaşlarına uzandığını kanıtlar nitelikte bir sembolizm taşıyor.
Küresel Statüko ve Trump Korkusunun Perde Arkası
Bildiriyi kaleme alanların, Türkiye’yi “Ortadoğu’nun gerici bataklığına sürüklenmekle” suçlarken ipi Donald Trump’a bağlaması tesadüf değil. Hatırlayalım; “Erdoğan karşıtı muhalefeti destekleyeceğiz” diyen Demokrat Biden yönetimi döneminde Ankara’da farklı bir rüzgar esiyordu. Ancak Trump’ın Suriye’den çekilme kararı ve soğuk savaş bakiyesi statükoyu bozan hamleleri, küresel elitlerin kurduğu oyun planını altüst etti. Ankara’daki stratejistlere göre bu bildiri, aslında eski sistemin temsilcilerinin duyduğu derin bir paniğin ve “ABD emperyalizmi” tezine sığınarak kendilerini konsolide etme çabasının bir dışavurumu.
Julian Assange’ın “rejim değişikliği makinesi” olarak tanımladığı ve 40 milyar dolarlık bütçesiyle dikkat çeken USAID gibi yapıların gri alanlardaki etkinliğinin kırılması, belirli çevreleri yeni arayışlara itti. Trump’ın ilk icraat olarak bu tür yapıların önünü kesmesi, aslında okyanus ötesinin “milenyum perspektifi” adı altındaki müdahaleci politikalarına vurulan bir darbeydi. Bu noktada devreye giren sosyolojik manipülasyonlar, halkın en temel değerlerini hedef alarak yeni bir kutuplaşma alanı yaratmaya çalışıyor.
Din ve Ulus Devlet Direnci: Hedefteki Ortak Payda
Analizimizi derinleştirdiğimizde, saldırının sadece İslamiyet ile sınırlı kalmadığını net bir şekilde görebiliyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump ve Putin gibi liderlerin aynı düzlemde hedef tahtasına oturtulması, aslında ulus devletlerin son kalesi olan inanç değerlerine yönelik küresel bir taarruzdur. Müslümanlık, Hristiyanlık ya da Ortodoksluk fark etmeksizin; küresel sermayenin ve siyonizmin karşısında duran her türlü manevi direnç odağı, bugünlerde bilinçli bir şeytanlaştırma operasyonuyla karşı karşıya bırakılıyor.
Bir Ankara temsilcisi olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Bu bildiri, sadece iç politikadaki bir laiklik hassasiyeti değil; Washington merkezli bağımsız medya görünümlü yapılar ve sahte aktivizm ağlarının Türkiye üzerindeki yeni bir test sürüşüdür. Mazlum coğrafyaların yegâne dayanağı olan değerlerin siyasi bir manevra alanı olarak kullanılması, toplumsal dokuda onarılması güç yaralar açma riski taşısa da, devlet aklının ve milletin ferasetinin bu tarz ithal operasyonları deşifre etmesi uzun sürmeyecektir.
