MENÜ
21 Haziran 2026 Pazar
DOLAR 46,4792 ▼ %0,02
EURO 53,3552 ▲ %0,15
ALTIN 6.205,50 ▼ %1,30

Gazze’den Kahire’ye: İki Paslı Anahtarın Hikayesi

Kahire’nin o tozlu, gürültülü ve bitmek bilmeyen keşmekeşinin içinde, Nasr bölgesinin dar sokaklarında bir yaşam mücadelesi veriliyor. Dışarıda trafik durmaksızın akıyor, insanlar bir yerlere koşturuyor ama bir apartman dairesinin kapısı aralandığında, zamanın durduğu o yıkık dökük hayallerle karşılaşıyorsunuz. Burası Gazze’den canını zor kurtarmış, beton yığınlarının altından umudu tırnaklarıyla kazıyarak çıkarmış insanların son sığınağı. Modern dünyanın ‘medeniyet’ dediği altyapıların, hastanelerin ve evlerin yerle bir edildiği o vahşetten kaçanlar, şimdi mülteci odalarında hayata tutunmaya çalışıyor.

Yıkılan Hastaneler ve Yarım Kalan Hayatlar

Evin babası Abdurrahman Bey, Gazze’de bir hemşireydi. İnsan yaşatmak için eğitim almış, ömrünü başkalarının acısını dindirmeye adamış bir profesyonel. Ama bugün Kahire’nin bir arka mahallesinde, derin bir suskunluğa gömülmüş durumda. Neden sustuğunu, neden tek kelimelik cevaplar verdiğini sormayın; “Anlatırsam dağılırım” diyen bir adamın içindeki enkaz, İsrail bombalarının sokaklarda yarattığı yıkımdan çok daha büyüktür. Eşi Nadin ise susmuyor, adeta haykırıyor. Çünkü o, tam beş yıl boyunca yolunu gözlediği, hamile kalmak için dualar ettiği ikizlerini bombaların arasından çekip çıkardı. Hastanesi yerle bir olan, arabası küle dönen, çatısı tepesine çöken bir ailenin, sadece bir kutu bebek maması alabilmek için günlerce aç gezdiği o karanlık tabloyu unutmak mümkün mü? Şehir planlaması, altyapı, kamu hizmetleri… Hepsi o bombalarla birlikte tarihin karanlık sularına gömüldü.

80 Yıllık Sürgünün Paslı Anahtarı

Aynı evin içinde bir başka dram, bir başka tarih dersi daha var. Meryem Hanım ve annesi Zeynep Teyze. Zeynep Teyze, 1948’de Yafa’daki evinden, bahçesinden zorla çıkarıldığında sadece iki yaşındaydı. O günden beri bir mülteci kampından diğerine sürüklendi. Şimdi 80 yaşında ve dünya onu bir kez daha evsiz, bir kez daha vatansız bıraktı. Ama bu sefer bir fark var; elinde sıkı sıkıya tuttuğu, paslı ama umut dolu bir anahtar. Bu anahtar sadece bir metal parçası değil; bir halkın, bir kentin ve bir tarihin geri dönüş biletidir. Meryem de kendi anahtarını saklıyor. 40 kişinin aynı evin odalarına doluştuğu, tek bir şilteye sığınarak “ölürsek hep beraber ölelim” diye dua ettiği o korkunç gecelerin ardından, ellerinde kalan tek somut mülkiyet bu paslı anahtarlar.

Kentler Yıkılırken İnsanlık Enkaz Altında Kalıyor

Biz burada trafikten, bozulan asfaltlardan veya belediye hizmetlerinin yetersizliğinden şikayet ederken; dünyanın bir yerinde koca bir medeniyetin hafızası bilinçli bir şekilde siliniyor. Gazze’de ne elektrik bıraktılar, ne su ne de işleyen bir kanalizasyon sistemi. Modern kentin sunduğu her ne varsa, bu insanların üzerine bir tabut gibi kapatıldı. Bugün Kahire’nin bu yorgun mahallesinde, 19 torununa miras bırakacağı tek şey bir ev anahtarı olan Zeynep Teyze’nin gözlerindeki o boşluk, aslında hepimizin vicdanına yöneltilmiş bir sorudur. Bir şehir sadece binalardan ve yollardan ibaret değildir; bir şehir hatıralardır, komşulardır ve o çocukluk arkadaşlarıyla kutlanan doğum günleridir. Şimdi o arkadaşların hepsi toprağın altında. Yarın bebeklerin şehadetini konuşacağız belki ama bugün, bu büyük enkazın ortasında dimdik duran o iki anahtarın ağırlığını ruhumuzda hissetmek zorundayız.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir