Ankara Koridorlarında Vekalet Savaşları
Türkiye’nin ana muhalefet partisinde yaşananlar, artık basit bir parti içi muhalefet hareketi olmaktan çıktı. Karşımızda, küresel güç mücadelelerini aratmayan, çok aktörlü ve yıpratıcı bir vekalet savaşı var. Özgür Özel’in mahkeme kararını arkasına alarak kendisini apar topar Grup Başkanı seçtirmesi ve ardından Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gelen sert hamle, siyasetin kimyasını bozdu. Kılıçdaroğlu’nun Özel’i Genel Merkez binasından polis gücüyle çıkarttığı iddiası, köprülerin sadece atılmadığını, dinamitlendiğini de gösteriyor.
Bu kriz, iki farklı siyasal vizyonun ve güç odağının kaçınılmaz çarpışmasıdır. Bir tarafta belediye güçlerini ve milletvekili çoğunluğunu arkasına aldığını savunan Özel-İmamoğlu ittifakı, diğer tarafta ise örgütün tüm kılcal damarlarını elinde tutan genel merkez bürokrasisi var. Ankara siyasetini yakından izleyenlerin fark edeceği üzere, parlamento grubu ile genel merkez arasına çekilen bu hat, Soğuk Savaş döneminin meşhur sınır hatlarını andırıyor. Ancak bu duvarın ömrü, genel başkanın iki dudağı arasından çıkacak tek bir idari karara bağlı.
Ekim Partisi Dedikoduları ve Yeni Bölünme Senaryoları
Peki, bu iki başlı yapı nereye kadar devam edebilir? Siyaset kulislerinde konuşulan en radikal senaryo, bu kavganın kaçınılmaz bir organik bölünmeyle nihayete ereceğidir. Genel Merkez koridorlarında, Özel ve ekibinin yola yeni bir siyasi parti çatısı altında devam edeceği yönündeki öngörüler yüksek sesle dillendiriliyor. Hatta bu oluşumun adının “Ekim Partisi” olacağı, bu ismin de arka plandaki asıl aktör olan Ekrem İmamoğlu’nun harf kombinasyonlarından türetildiği yönünde ciddi entelektüel tartışmalar ve hatta siyasi geyikler dönüyor.
Ancak Türkiye siyasi tarihini ve uluslararası sistemdeki sosyal demokrat hareketlerin dönüşümünü incelediğimizde, ana gövdeden kopan marjinal hareketlerin kalıcı olamadığını görürüz. CHP gibi köklü bir merkez markasından ayrılıp dar bir kadro hareketi kurmak, siyasi intihardan farksızdır. Öte yandan, piyasada “fiyat-performans” ürünü gibi duran, her an bir erken seçim ittifakında kilit açıcı rol üstlenmek amacıyla hazırda bekletilen tabelalardan ibaret partiler de var. Cumhuriyet Partisi adının bu süreçte telaffuz edilmesi tesadüf değildir.
Sistemik Tıkanma ve Rejimin Konfor Alanı
Muhalefetin kendi içinde yaşadığı bu mikro iktidar savaşı, Türkiye’nin dış politikada ve makroekonomide karşı karşıya kaldığı devasa sorunların perdelenmesine yol açıyor. Kendi evindeki yangını söndüremeyen bir yapının, küresel ölçekteki çok kutuplu yeni dünya düzeninde Türkiye’ye bir rota çizmesini beklemek saflık olur. Bu kavganın tek kazananı, muhalefetin bu dağınık ve kendi içine dönük halinden beslenen mevcut siyasi iktidardır. Siyaset bilimi açısından bakıldığında, tabandan gelecek büyük bir dalgayı arkasına alamayan her hareket, Ankara’nın bürokratik koridorlarında boğulmaya mahkumdur.
Kaynak: Sabah