MENÜ
03 Haziran 2026 Çarşamba
DOLAR 45,9597 ▲ %0,03
EURO 53,4736 ▼ %0,05
ALTIN 6.613,53 ▼ %0,27

ABD’nin Ortadoğu Kışkırtması: Ankara Kulislerinde Savaş Senaryoları

Sıkışan Washington’ın Tehlikeli Nükleer Kartı

Ankara’nın derin koridorlarında bugünlerde tek bir gündem var: Beyaz Saray’ın ve Tel Aviv’in İran üzerinden bölgeyi ateşe atma planı. Sadece askeri bir müdahaleden bahsetmiyoruz; diplomatik nezaketin yerini pervasız tehditlerin aldığı, uluslararası hukukun rafa kaldırıldığı karanlık bir dönemden geçiyoruz. ABD, köşeye sıkıştığında ne kadar tehlikeli olabileceğini geçmişte Hiroşima ve Nagazaki’de gösterdi. Bugün de Senatör Lindsey Graham gibi isimlerin ağzından dökülen ‘dümdüz edin’ ifadeleri, Washington’daki zihniyetin ne denli uç noktalara savrulduğunu kanıtlıyor. Bu sadece bir retorik değil, aynı zamanda masadaki en kirli senaryoların bir dışavurumu olarak okunmalı.

Graham’ın Arap Ülkelerine Tehdidi: Savaşın İhalesi Kime Kalacak?

Cumhuriyetçi kanadın ağır toplarından Graham’ın Arap müttefiklerine yönelik ‘Eğer bizimle anlaşmak istiyorsanız İran’ı vurmalısınız’ çağrısı, aslında açık bir şantaj niteliği taşıyor. ABD, kendi askerini sahaya sürmek yerine bölge ülkelerini birbirine kırdırarak elini temiz tutmaya çalışıyor. Bu strateji, bölgenin kanlı tarihini bilenler için yabancı değil. Ancak bu sefer durum farklı. Ankara’daki deneyimli diplomatlar, bu ‘sıkışmışlık’ halinin nükleer silah imalarıyla birleşmesinin küresel bir felakete kapı aralayabileceğinden endişeli. Sivil hedeflerin gözetilmediği, çocukların kurban edildiği bu süreç, sadece İran’ın değil, tüm Ortadoğu halklarının geleceğini ipotek altına alıyor.

Komşuluk Hukuku ve Siyasetin Zübükleri

Bölgedeki bu toz duman arasında Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün’ün işaret ettiği gerçek her zamankinden daha değerli: ‘Sel gider kum kalır.’ ABD bugün buralarda, yarın kendi kıtasına çekilecek; ancak biz bin yıldır bu topraklarda komşularımızla baş başayız. Komşunun evi yanarken geçmişteki husumetleri tartışmak, yangının kendi çatımıza sıçramasına seyirci kalmaktır. Önce o yangın söndürülmeli. Öte yandan, siyaset sahnesindeki ‘Zübükzâde’ karakterlerine karşı da uyanık olmak gerekiyor. Halkın hassasiyetlerini sömüren, sadece kendi ikbalini düşünen figürler, kriz anlarında en çok gürültüyü koparanlardır. Oysa asıl ihtiyaç duyulan şey, rasyonel bir dış politika ve bölgesel iş birliğidir.

Vatandaşın Cebindeki ve Canındaki Büyük Tehdit

Bu gerilimin Türkiye’deki sokağa yansıması sadece bir güvenlik kaygısından ibaret kalmıyor. Artan enerji maliyetleri, bozulan ticaret rotaları ve bölgedeki istikrarsızlığın getireceği mülteci riski, Washington’ın oyunlarının faturasını yine bölge insanına kesiyor. Pete Hegseth gibi isimlerin ‘daha fazla can kaybı olacak’ diyerek ölümü kutsadığı bir ortamda, Ankara’nın denge politikası her zamankinden daha kritik hale geliyor. Rusya ve Çin’in İran’ı denklemin dışında bırakmayacağı gerçeğiyle birleşince, ABD’nin bölge ülkelerine yaptığı ‘savaşa girin’ baskısının ne kadar temelsiz ve tehlikeli olduğu açıkça görülüyor. Başkalarının ajandası için kendi topraklarımızı ateşe atmak, geri dönülemez bir yıkımın fitilini ateşleyebilir. Baki kalan, acısıyla tatlısıyla yine bu toprakların insanlarının birbirine olan komşuluğu olacaktır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir