Yozgat’ın Yenifakılı ilçesinde sessizce yankılanan çekiç sesleri, Orta Asya’nın derinliklerinden Anadolu’nun bağrına uzanan köklü bir geleneğin son nefeslerini temsil ediyor. 1980’li yıllarda Afganistan’ın Pamir Yaylası’ndan Türkiye’ye göç ederek bölgeye yerleşen Kırgız Türkleri, kültürel kimliklerinin en güçlü yapı taşlarından biri olan deri işlemeciliği sanatını yaşatmak için zamana karşı büyük bir direnç gösteriyor. Ancak bugün, bu kadim zanaatın son temsilcileri olan ustalar, mesleğin geleceği konusunda ciddi endişeler taşıyor.
Orta Asya’dan Anadolu’ya Uzanan Sabır Yolculuğu
Göçebe yaşam kültürünün bir parçası olarak şekillenen deri işlemeciliği, Kırgız toplumu için sadece bir zanaat değil, aynı zamanda zorlu doğa koşullarına karşı geliştirilen bir yaşam stratejisidir. Dayanıklılığı, sıcak tutma özelliği ve uzun ömürlü yapısıyla bilinen el yapımı deri ürünler, bugün Yozgat’taki küçük atölyelerde geleneksel yöntemlerle üretilmeye devam ediyor. Mestten kalpağa, kırbaçtan özel yapım çizmelere kadar geniş bir yelpazede sunulan ürünler, tamamen el işçiliğiyle şekilleniyor. 70 yaşındaki usta Boncun Işık, bir çift mestin yapımının yaklaşık üç-dört gün sürdüğünü belirterek, bu sürecin her aşamasının yüksek bir konsantrasyon ve sabır gerektirdiğini vurguluyor. Işık, özellikle ibadet sırasında ve soğuk kış günlerinde tercih edilen bu ürünlerin, Kırgız toplumu içerisinde hala büyük bir manevi değer taşıdığını ifade ediyor.
Çırak Yetişmiyor: Kadim Kültürün Son Temsilcileri
Mesleğin sürdürülebilirliği önündeki en büyük engel ise modernleşen dünyada el emeğine olan ilginin azalması ve yeni neslin bu zahmetli işten uzak durmasıdır. 27 yıldır deri işleyen 70 yaşındaki Mehdi Ömer, elliye yakın deri türünü kullanarak üretim yaptıklarını ve siparişlerin Türkiye’nin dört bir yanına, hatta Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına kadar ulaştığını belirtiyor. İstanbul, Konya ve Kayseri gibi illerden gelen talepler, zanaatın ekonomik potansiyelini gözler önüne serse de atölyelerde çalışacak çırak bulunamaması, sanatın geleceğini karanlığa itiyor. Ustalar, kendilerinden sonra bu mirası devralacak kimsenin yetişmemesi durumunda, bin yıllık bu kültürün birkaç yıl içinde tamamen yok olacağı uyarısında bulunuyor.
Kırgız Türklerinin kültürel hafızasını ve estetik anlayışını yansıtan bu deri ürünler, fabrikasyon üretimin hakim olduğu günümüzde özgünlüğünü korumaya çalışıyor. Ancak el emeğinin karşılığını bulması ve bu sanatın bir sonraki nesle aktarılabilmesi için daha kapsamlı koruma projelerine ihtiyaç duyuluyor. Aksi takdirde, Anadolu’nun bu eşsiz kültürel rengi, son ustaların emekliye ayrılmasıyla birlikte tarih sayfalarındaki yerini alacak.






