Türkiye’de futbolun sadece sahada oynanan bir oyun değil, bir yaşam biçimi olduğu gerçeği, Sivasspor taraftarı Serkan Çelikel’in hikayesiyle bir kez daha gündeme geldi. İstanbul’da yaşamasına rağmen kırmızı-beyazlı renklere olan bağlılığıyla tanınan 44 yaşındaki Çelikel, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde alışılagelmiş kutlamaların dışına çıkarak tribündeki yerini aldı. Çelikel’in bu tutkusu, modern futbol dünyasında taraftarlık bilincinin ulaştığı noktayı ve yerel kulüplere duyulan aidiyet hissinin sınır tanımadığını simgeliyor.
Binlerce Kilometrelik Bir Sadakat Hikayesi
Sivasspor’un armasına olan sevgisini her fırsatta dile getiren Serkan Çelikel, geçtiğimiz sezon takımı uğruna toplam 9 bin 300 kilometre yol katettiğini ifade ederek dikkatleri üzerine çekti. İstanbul ile Sivas arasındaki mesafeyi uçak, tren ve kara yoluyla defalarca aşan taraftar, bu bağlılığın kendisine babasından kalan manevi bir miras olduğunu vurguluyor. Anadolu kulüplerinin en büyük gücü olan yerel aidiyet hissi, Çelikel örneğinde olduğu gibi şehir sınırlarını aşarak metropollere taşınıyor. Bu durum, Türk futbolunun köklü kulüplerinin sadece kendi şehirlerinde değil, ülke genelinde nasıl bir toplumsal karşılık bulduğunu da kanıtlıyor.
Çelikel’in takvimi tamamen Sivasspor’un fikstürüne göre şekilleniyor. Maç günleri geldiğinde işini ve sosyal hayatını arka plana atan Çelikel için deplasman yolculukları bir zorluktan ziyade, aidiyet hissinin bir parçası haline gelmiş durumda. 9 bin kilometreyi aşan bu yolculuk serüveni, sadece bir spora duyulan ilgiyi değil, aynı zamanda büyük bir fedakarlık ve disiplin gerektiren bir bağlılık modelini temsil ediyor. Şartlar elverişli olduğu sürece takibini sürdüreceğini belirten Çelikel, bu tutkusunu yaşamının merkezine konumlandırıyor.
Sevgililer Gününde Tribün Tercihi
14 Şubat Sevgililer Günü’nde eşini İstanbul’da bırakarak Vanspor ile oynanan karşılaşmayı izlemek üzere Sivas’ın yolunu tutan Çelikel, ‘gerçek aşkım’ olarak tanımladığı takımını yalnız bırakmadı. Çelikel’in bu tercihi spor kamuoyunda ilgiyle karşılanırken, eşinin de bu tutkuya destek vermesi dikkat çeken bir diğer detay oldu. Eşinin programlarını kendi maç takvimine göre ayarladığını belirten Çelikel, bu süreçte aile desteğinin ve anlayışının ne denli kritik olduğunu ifade etti.
Spor sosyolojisi açısından değerlendirildiğinde, bu tarz taraftarlık örnekleri bireyin bir gruba dahil olma ve kimliğini bir simge üzerinden inşa etme arzusunun en somut göstergelerinden biridir. Serkan Çelikel’in İstanbul’dan Sivas’a uzanan bu istikrarlı yolculuğu, endüstriyel futbolun tüm maddi odaklı yapısına rağmen ‘arma aşkı’ kavramının hala canlı kaldığını gösteriyor. İş hayatı İstanbul’da olmasına rağmen aklının ve gönlünün her daim Sivas’ta olduğunu söyleyen Çelikel, tribün kültürünün unutulmaya yüz tutmuş romantik ve sadık taraftar profilini modern çağda temsil etmeye devam ediyor.






