MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9752 ▲ %0,01
EURO 53,5833 ▲ %0,40
ALTIN 6.616,40 ▲ %0,95

Orta Doğu’da Harita Değişiyor: Büyük İşgal Planı mı?

Ateşkesin Gölgesinde Yükselen Tansiyon

Lübnan ve İsrail hattında sular durulmak bir yana, bölge her geçen gün daha karanlık bir senaryoya sürükleniyor. 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve kağıt üzerinde barışı temsil eden ateşkese rağmen, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki operasyonları ve Beyrut’a yönelik hava saldırıları hız kesmeden devam ediyor. Geçtiğimiz çarşamba günü Beyrut’un yeniden hedef alınması, bölgedeki kırılgan dengenin ne kadar kolay bozulabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı’ndan gelen son veriler ise trajedinin boyutunu netleştiriyor: Mart başından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 727’ye ulaşmış durumda. Bu rakamlar sadece birer istatistik değil, bölgenin geleceğine dair ciddi birer uyarı niteliği taşıyor.

Stratejik Hedef: Su Kaynakları ve Golan Hattı

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker’in de vurguladığı üzere, İsrail’in bölgedeki varlığı sadece askeri bir zorunluluk değil, derin bir stratejik planın parçası. Güney Lübnan, Hizbullah’ın kalesi olmasının yanı sıra, lojistik ve coğrafi açıdan hayati öneme sahip. Ancak asıl kritik nokta su kaynakları. Golan Tepeleri, bölgedeki tek su kaynağı olarak İsrail’in vazgeçemeyeceği bir nokta. Uzmanlar, İsrail’in bu bölgelerden çekilme ihtimalini neredeyse sıfır olarak değerlendiriyor. Aksine, yayılmacı bir politika ile Suriye’den toprak kazanma ve Lübnan içindeki nüfuz alanını genişletme çabaları, ‘Geniş Ortadoğu’ projesinin ayak sesleri olarak yorumlanıyor. Bu durum, bölge halkı için bitmek bilmeyen bir belirsizlik ve sürekli bir göç dalgası anlamına geliyor.

Lübnan’ın İç Kırılganlığı ve Ekonomik Çöküş

Bir zamanlar ‘Orta Doğu’nun Paris’i’ olarak anılan Beyrut, bugün hem ekonomik hem de sosyal bir enkazın üzerinde duruyor. 2020’deki büyük liman patlamasının izleri hala silinememişken, ülkenin mezhepsel çeşitliliği dış müdahalelere açık bir kapı bırakıyor. Ülkedeki Hristiyan ve Müslüman nüfus arasındaki hassas denge, İsrail’in müdahaleleriyle daha da istikrarsız hale getiriliyor. Demokrasinin tam anlamıyla işleyemediği, zengin zümrelerin hakimiyet kurduğu bu yapıda, Lübnan’ın toprak bütünlüğünü koruyup koruyamayacağı büyük bir soru işareti. Eğer bölgedeki bu parçalı yapı birleştirilemezse, Lübnan’ın yarısından vazgeçmek zorunda kalacağı bir senaryo hiç de uzak değil.

Batı Şeria’da Sessiz ve Derin İşgal

Dünyanın gözü Lübnan ve İran üzerindeyken, Batı Şeria’da ‘sessiz’ ama çok daha kalıcı bir dönüşüm yaşanıyor. Yahudi yerleşimcilerin Filistin köylerindeki baskıları, artık sadece taciz boyutunu aşarak sistematik bir kolonileştirme sürecine dönüştü. El Halil gibi bölgelerde Filistinlilerin evlerinin kapıları mühürleniyor, çevrelerine dikenli teller örülüyor. Bu durum, sivil halkın adeta bir kafes içinde yaşamasına neden oluyor. Birleşmiş Milletler raporları, son 17 yılın en yüksek yıkım ve yerinden edilme rakamlarına ulaşıldığını kanıtlarken, Avrupa’dan gelen 440’tan fazla eski yetkilinin ‘harekete geçin’ çağrısı, durumun vahametini küresel boyuta taşıyor. İsrail’in E1 bölgesindeki konut planları, Batı Şeria’nın tamamen yutulması ve bölgede yeni bir ‘Kuzey Kuşağı’ oluşturulması riskini tetikliyor. Bu gelişmeler, Orta Doğu’da sınırların sadece kağıt üzerinde kalabileceği bir dönemin başladığını işaret ediyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir