Anadolu’dan İstanbul’a Taşınan Ezgiler
Türkiye’nin müzik hafızası, geçmişten bugüne uzanan göç dalgalarıyla şekillenmeye devam ediyor. TRT İstanbul Radyosu sanatçısı Çağlar Fidan’ın kaleme aldığı yeni çalışma, İstanbul’un kaybolmuş sokak ve kahvehane müziğinin perdesini aralıyor. Özellikle 1600’lü yıllardan itibaren Anadolu’nun dört bir yanından başkente akan göç dalgası, beraberinde sadece iş gücünü değil, asırlık müzik kültürünü de taşıdı. Bu kültürel harmanlama, İstanbul’un tarihi kahvehanelerinde yepyeni bir müzik ekolünün doğmasına zemin hazırladı.
Sokakların Futbolu: Tulumbacılar ve Semai Kahvehaneleri
Araştırmalar, 19. yüzyıl İstanbul’unda alt kültürün ve işçi sınıfının toplandığı semai kahvehanelerinin günümüzdeki stadyum rüzgarlarını aratmadığını gösteriyor. Hamallar, kayıkçılar ve özellikle tulumbacılar bu mekanların müdavimleri arasındaydı. O dönem mahalle aralarında yangın söndürme yarışı yapan tulumbacı grupları, halk nezdinde günümüzün futbol takımları gibi fanatik destekçilere sahipti. Bu amansız rekabet sadece sokaklarda değil, semai kahvehanelerindeki müzikal atışmalarda da kendini gösteriyordu. Yenilgiyi hazmedemeyen gruplar arasında çıkan kavgalar, dönemin sosyal yapısını doğrudan etkiliyordu.
Her Gün Dinlediğimiz Eserlerin Bilinmeyen Hikayesi
Günümüzde Türk sanat müziğinin ve popüler kültürün en çok bilinen, hafızalara kazınan bazı klasiklerinin kökeni de bu tulumbacı kültürüne dayanıyor. Örneğin, yediden yetmişe herkesin mırıldandığı ‘Gamzedeyim Deva Bulmam’ ve ‘Yangın Olur Biz Yangına Gideriz’ gibi popüler eserler, aslında bu dönemin sokak mücadelelerinden ve tulumbacıların su sandığı taşıma hikayelerinden izler taşıyor. Şarkılarda geçen ‘Hurşit Reis’ gibi isimler, o dönemin gerçek mahalle kahramanlarını ve tulumbacı liderlerini simgeliyor. Bu tarihi gerçekler, müzik tarihine ilgi duyanlar için ezber bozan bir nitelik taşıyor.
Kaynak: Hürriyet






