MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9752 ▲ %0,01
EURO 53,5833 ▲ %0,40
ALTIN 6.616,40 ▲ %0,95

İstanbul’da Kör Düğüm: Kim Yol Gösteriyor?

Şehrin Görünmez Duvarları ve Yanıltıcı Yardım Severlik

İstanbul gibi metropollerde hayata tutunmak herkes için zorken, görme engelli bir birey için bu süreç adeta bir labirentte hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Sokakların karmaşası, ulaşım ağındaki aksaklıklar ve en önemlisi ‘yardım etme’ motivasyonuyla hareket eden ancak durumu daha da karmaşık hale getiren toplumsal refleksler, ciddi bir sorunu işaret ediyor. Bir polis muhabiri olarak bu durumu deştiğimde, karşımıza çıkan manzara şu: Şehir, engelliler için değil, sadece ‘görenler’ için tasarlanmış durumda.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay, bu yapısal sorunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Görme engelli bir vatandaşın, Bayrampaşa’ya gitmek isterken kendini Bağcılar’da bulması bir yön bulma hatası değil; sistemsel bir yanlış yönlendirme vakasıdır. Otobüs kapısında doğru numarayı teyit etmeye çalışan birine, sormadan ve dinlemeden müdahale eden ‘yardımsever’ yabancı, aslında bir özgürlüğü kısıtlıyor. Bu, toplumsal bir aşırı özgüvenin ve engelli bireyin bağımsız hareket kabiliyetine duyulan güvensizliğin bir yansımasıdır.

Dokunmatik Ekranlar: Modern Dünyanın Yeni Engeli

Ulaşım teknolojileri gelişiyor ancak bu gelişim herkesi kapsamıyor. Metro istasyonlarındaki asansörlerin dokunmatik ekranlara dönüştürülmesi, görme engelliler için aşılması imkansız bir dijital duvara dönüşmüş durumda. Fiziksel bir düğme yerine pürüzsüz bir yüzeye mahkum edilen birey, teknolojinin içinde kayboluyor. Burada sormamız gereken soru şu: Tasarımcılar bu sistemleri kurarken neden evrensel tasarım ilkelerini görmezden geliyor? Bir asansör düğmesini bulmak için telefonundaki yapay zeka modelinden yardım almak zorunda kalan bir vatandaş, aslında şehrin mimari bir suç mahalli olduğunun kanıtıdır.

Yardım Etme Arzusu mu, Yoksa Tahakküm mü?

Sokaklarda her on adımda bir gelen ‘Nereye?’ sorusu, ilk bakışta masum bir yardım teklifi gibi görünse de, bir süre sonra psikolojik bir baskıya dönüşüyor. İnsanların ‘hayır’ cevabını kabul etmemesi ve görme engelli birini zorla koluna girerek gideceği yerden başka bir yere sürüklemesi, aslında bir tür sosyal kaos yaratıyor. Pilavcıya gitmek isterken kendini bir börekçide bulan bireyin yaşadığı trajikomik durum, yardım eden kişinin aslında karşısındakini ‘duymadığını’ gösteriyor.

Sokaktaki seyyar çaycının ‘Senin telefonun var mı?’ sorusundaki o gizli şaşkınlık, toplumun engelli bireye bakış açısındaki o derin uçurumu özetliyor. Görme engelinin, teknoloji kullanımına veya sosyal hayata katılımına engel olduğu yanılgısı, asıl ‘körlüğün’ nerede olduğunu sorgulatıyor. Bu olaylar silsilesi bize şunu öğretiyor: Engelli bireyler kaybolmuyor; onlar, erişilebilirlik standartlarına uymayan şehirler ve dinlemeyi bilmeyen insanlar tarafından ‘kaybediliyor’. Şehir planlamasından toplumsal iletişime kadar her alanda bu ‘görünmez duvarları’ yıkmak, bir lütuf değil, hukuki ve insani bir zorunluluktur.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir