Konfor Alanını Terk Edip Mucize Yarattılar
Bencilce yaşadığımız, sadece kendi trafiğimize, bozulan yolumuza veya metrobüsün gecikmesine sinirlendiğimiz şu modern dünyada, elini taşın altına değil, kor ateşin içine sokan iki yürekli kadın var. Sezi Kalkavan ve Yeşim Meço Davutoğlu… Bu isimleri bir kenara not edin. Çünkü onlar, binlerce kilometre ötede, sefaletin ve imkansızlığın hüküm sürdüğü topraklarda binlerce çocuğun kaderini tek başlarına değiştirdiler. Kurumsal hayatın sahte ışıltısını ve elçilik konutlarının konforunu ellerinin tersiyle itip, çaresizliğe ‘dur’ dediler.
Gana’nın Karanlığında Yükselen Bir Umut Işığı
Sezi Kalkavan’ın hikayesi, Türkiye’nin en ücra köylerinde başladı. Öğretmen bir anne-babanın evladı olarak dayanışma kültürünü genlerine kazıyan Kalkavan, 2011 yılında tek başına Gana’nın yolunu tuttuğunda karşısında ne elektrik ne de temiz su vardı. Ancak onu asıl korkutan fiziksel zorluklar değil, oradaki çocukların hissettiği ‘yapayalnızlık’ duygusuydu. Kurumsal kariyerini bir kenara bırakıp Şimdi Derneği’ni kuran Kalkavan, bugün 68 yetim çocuğun annesi ve koruyucusu konumunda. Sadece karın doyurmakla kalmadı; yatakhaneler inşa etti, okullar açtı ve güneş enerjisiyle köylere hayat verdi. Bugün o çocuklar üniversite sıralarında oturuyorsa, bu bir kadının inadı ve sarsılmaz inancı sayesindedir.
Tanzanya’nın ‘Mama Turkey’si ve Albino Çocukların Dramı
Diğer tarafta ise Tanzanya sokaklarında ‘Mama Turkey’ (Türk Anne) çığlıklarıyla karşılanan Yeşim Meço Davutoğlu var. Eşinin büyükelçilik görevi nedeniyle gittiği ülkede, diplomatik protokollerin arasına sıkışıp kalmayı reddetti. Tanzanya’nın arka sokaklarındaki derin yoksulluğu ve özellikle Albino çocukların yaşadığı trajediyi gördüğünde harekete geçti. Batıl inançlar nedeniyle dışlanan, kamplara hapsedilen ve cilt kanseriyle boğuşan bu çocuklar için Aşure Yardım Vakfı’nı kurdu. Kapı kapı gezip bilet satarak, kermesler düzenleyerek topladığı her kuruşu suya, ekmeğe ve eğitime dönüştürdü. Sadece yardım etmedi, bir de evlat edinerek şefkatin sınır tanımadığını tüm dünyaya kanıtladı.
Şikayet Etmeyi Bırakıp Harekete Geçmenin Tam Zamanı
Bu iki kadının mücadelesi, sadece yardım haberi değil; aslında hepimize verilmiş sert bir derstir. Sosyal medyada klavye başında dünyayı kurtardığını sananlara, en ufak aksaklıkta şehri birbirine katanlara bir aynadır bu hikaye. Onlar su kuyuları açarken, dikiş makineleriyle kadınlara iş kapısı sağlarken ve engelli çocuklara bisiklet dağıtırken aslında insanlığın ölmediğini gösterdiler. Eğer bugün birileri Gana’da veya Tanzanya’da ‘Türk’ dendiğinde gözleri parlayarak ‘Anne’ diyorsa, bu diplomasiyle değil, sahada dökülen alın teriyle başarılmıştır. Gerçek kahramanlık, konforlu odalardan çıkıp çamurun içine girebilmektir.






