Beton Yığınları Arasında Bir Başka Engel: Zihniyet
Bu şehirde yaşamak, trafiğinde boğulmak, toplu taşımasında yer bulmaya çalışmak zaten başlı başına bir sinir harbi. Ancak bazı vatandaşlarımız için bu savaş sadece bozuk kaldırımlarla, çalışmayan asansörlerle ya da engelli rampasına park eden hadsizlerle sınırlı kalmıyor. Asıl büyük engel, sokağa çıktıkları anda üzerlerine dikilen o yargılayıcı ve ‘acıyarak’ bakan gözler. Selin Şahin Erdem ve Gamze Çelebi Özdoğan’ın hikayesi, aslında modern görünümlü bu kentin ne kadar ilkel bir zihniyetle yönetildiğini ve yaşandığını yüzümüze tokat gibi çarpıyor.
Milli Sporcu Olmak Bile Yetmiyor
Henüz 3 yaşında bir trafik kazasıyla hayatı değişen Selin Şahin Erdem, tekerlekli sandalye basketbolunda milli formayı terletmiş, Avrupa’ya transfer olan ilk Türk kadın sporcu unvanını almış bir başarı abidesi. Ancak gelin görün ki, bu başarılar bile toplumun o bitmek bilmeyen ‘engelli profilini’ yıkmaya yetmiyor. Selin, 2022’de evlendiğinde karşılaştığı sorular aslında toplumun röntgenini çekiyor: ‘Ailen karşı çıkmadı mı?’, ‘Eşin neden seninle evlendi?’. Şaka gibi ama gerçek; bu topraklarda engelli bir bireyin aşık olması, evlenmesi ya da mutlu bir hayat sürmesi hâlâ bir ‘tabu’ olarak görülüyor. İnsanlar sokakta bir tekerlekli sandalye gördüğünde, onun içindeki bireyin dünyayı gezebileceğini, profesyonel spor yapabileceğini veya sadece mutlu olabileceğini kabullenemiyor.
Görünmez Engeller ve Otobüs Kavgaları
Diğer tarafta ise Gamze Çelebi Özdoğan var. 10 yaşında geçirdiği kaza sonrası ortopedik engelli kalan Gamze’nin yaşadıkları, kent hayatının ne kadar acımasız olduğunu kanıtlar nitelikte. Gamze’nin engeli dışarıdan bakıldığında ‘görünmüyor’. İşte asıl trajedi burada başlıyor. Toplu taşımada yer istediğinde ‘sağlıklı görünüyorsun’ tepkisiyle karşılaşması, insanların engelliliği sadece bir tekerlekli sandalyeden ibaret sanması tam bir cahillik örneği. Toplum, sanki bir engellinin makyaj yapmaya, güzel giyinmeye ya da sosyal hayata karışmaya hakkı yokmuş gibi davranıyor. Gamze’nin ‘toplum acıyabileceği bir engelli istiyor’ tespiti, aslında kentteki sosyal adaletsizliğin en net özetidir.
Sokaklarda Hak Mücadelesi
Bakın burası çok önemli; bu insanlar sadece fiziksel bir engel ile yaşamıyorlar. Onlar aynı zamanda her gün sokağa çıktıklarında kendilerini kanıtlamak zorunda kalıyorlar. Bir iş görüşmesine giderken ‘eksik’ görünmemek için çabalayan, ücretsiz kartını basarken arkasındakilerin ‘neden ücretsiz biniyor’ bakışlarından kaçan insanlar var bu şehirde. Bizim editör masasında her gün tartıştığımız altyapı sorunları, aslında bu insanların hayatını bir hapse çeviriyor. Bir konsere gitmek için iki gün evden çıkmayan, konser sonrası iki gün yürüyemeyen insanların varlığı, bu kentin sosyal belediyecilik ve insan hakları sınavında sınıfta kaldığının en büyük ispatıdır. Artık şu ‘kusursuz beden’ takıntısından ve engelli bireyleri sadece yardım bekleyen kişiler olarak görmekten vazgeçmemiz gerekiyor.






