Avrupa’nın Bitmeyen İkiyüzlülüğü ve Brüksel Paradoksu
Avrupa Birliği’nin siyasi bir cüce olduğu gerçeği, Brüksel koridorlarında yankılanan boş seslerden çok daha net bir şekilde ortada. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamalarla Avrupa’nın maskesini bir kez daha indirdi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi bir ‘karşıt’ gibi konumlandırma çabası, aslında kendi acizliklerinin bir itirafıdır. Göçmen krizinden terörle mücadeleye kadar her sıkıştıklarında Türkiye’nin kapısını aşındıranların, iş masaya oturmaya geldiğinde sergiledikleri bu ideolojik körlük, Avrupa’nın neden küresel bir siyasi güç olamadığının en somut kanıtıdır.
NATO’da Beyin Ölümü Tartışmasından Şarampol Siyasetine
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un tutarsız dış politika manevraları artık müttefiklik ilişkilerini zedeleyen bir boyuta ulaştı. Dün ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ diyerek ittifakı sabote eden Macron, bugün Yunanistan ile kurduğu suni ittifaklarla Türkiye’yi çevreleyebileceğini sanıyor. Ankara’nın bu konudaki mesajı çok net: Komşularıyla arasına üçüncü tarafları sokanlar, günün sonunda o otobandan ayrılıp şarampole yuvarlanmaya mahkumdur. Fransa’nın Suriye’de sergilediği cüretkar ama bir o kadar da vizyonsuz tutum, sadece bölgedeki kaosu derinleştirmeye yarıyor. Müttefiklik, kağıt üzerinde imzalanan metinlerle değil, gerçeklik zemininde sergilenen dürüst tavırlarla ölçülür.
Gazze ve Lübnan: İsrail’in Hedef Şaşırtma Stratejisi
Dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşanırken, İsrail’in saldırganlığını Lübnan ve İran üzerine yayma çabası, Gazze’deki vahşeti unutturma hamlesinden başka bir şey değildir. Ömer Çelik, bu stratejik tuzağa karşı uluslararası toplumu uyarırken, Türkiye’nin kalıcı barış konusundaki ısrarını yineledi. İslamabad’daki müzakere süreçlerinin sabote edilmemesi ve ateşkesin bir an önce kalıcı hale getirilmesi gerekiyor. Siyonist lobilerin gölgesinde siyaset üreten Batılı liderlerin, bölgedeki yangına benzin dökmesi sadece Orta Doğu’yu değil, tüm küresel güvenliği tehdit ediyor.
Nefret Söylemine Karşı Tavizsiz Duruş
Sadece dış politikada değil, iç barışı tehdit eden söylemlere karşı da Ankara’nın tavrı sert oldu. Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik kullanılan ve Alevi vatandaşlarımızı inciten ‘kılıç artığı’ gibi çirkin ifadelerin, Türkiye’nin toplumsal dokusuna saldırı olduğu vurgulandı. Bu tür nefret söylemleri, kimden gelirse gelsin ve kime yöneltilirse yöneltilsin, demokratik bir toplumda yeri olmayan, kategorik olarak reddedilmesi gereken bir zehirdir. Siyasetin nezaket ve etik sınırları içerisinde yapılması, Türkiye’nin birlik ve beraberliği için bir tercih değil, zorunluluktur.






