Aynadaki Kusurdan Musalla Taşına Uzanan Yol
Modern çağın insanı, aynadaki aksine tahammül edemez hale getirildi. İzmir’de yaşayan 24 yaşındaki Hatice Öncü, binlerce genç kadın gibi ‘daha iyi bir görünüm’ hayaliyle kredi çekerek özel bir hastanenin kapısını çaldı. Ancak o kapıdan içeri gülerek ve öpücükler dağıtarak giren Hatice, bir daha asla uyanamadı. Burun estetiği (rinoplasti) ameliyatı için masaya yatan genç kadının ölümü, sadece bir tıbbi hata iddiası değil; aynı zamanda toplum olarak içine düştüğümüz ‘kusursuzluk’ saplantısının ve ticarethaneye dönüşen sağlık sektörünün acı bir dışavurumudur.
Bir Başarı Hikayesi mi, Yoksa Zaman Kazanma Çabası mı?
Olayın detayları, özel hastanelerin kriz anlarındaki ‘itibar yönetimi’ reflekslerini bir kez daha tartışmaya açıyor. Anne Remziye Kanak’ın feryadı, aslında her şeyi özetliyor: ‘Ameliyat güzel geçti dediler, burnunu gösterdiler ama çocuğum uyanmadı.’ Ameliyatın bitiminden sonra geçen o kritik saatler, ailenin iddiasına göre bir oyalama süreciydi. Anestezi sonrası uyanamayan, akciğerlerinde ödem oluştuğu söylenen bir hastanın, tam donanımlı bir devlet hastanesine sevki için neden ertesi sabah beklendi? Sağlık kurumları, kendi imajlarını korumak adına hastanın hayata tutunma şansını mı çalıyor?
Krediyle Satın Alınan Ölüm Riski
Hatice’nin bu ameliyat için kredi çekmiş olması, meselenin sosyolojik boyutunu gözler önüne seriyor. İnsanlar, asgari ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, estetik operasyonlar için borçlanmayı göze alıyor. Sosyal medyanın dayattığı ‘filtrelenmiş hayatlar’, gençleri bıçak altına yatırırken aslında birer ‘müşteri’ haline getiriyor. Hatice’nin kız kardeşinin de aynı hastanede ameliyat olması, güven duygusunun ne kadar kolay manipüle edilebileceğini gösteriyor. ‘Kardeşinin doktorunda yaptır’ tavsiyesi, bugün bir ailenin en büyük pişmanlığına dönüşmüş durumda.
Sorumluluk Reddi ve Hukuki Mücadele
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’nün başlattığı inceleme ve ailenin suç duyurusu, adaletin yerini bulması için tek umut. Ancak giden bir canın geri gelmeyeceği gerçeği, estetik sektöründeki denetimsizliği ve ‘basit operasyon’ algısının tehlikesini değiştirmiyor. Bir burun ameliyatının kalbi durduracak, ciğerleri iflas ettirecek noktaya gelmesi, anestezi yönetiminden cerrahi müdahaleye kadar her aşamanın sorgulanmasını gerektiriyor. Aile, ‘Yüzlerinden suçlu oldukları belliydi’ diyerek hastane yönetimini işaret ederken, bu vaka Türkiye’deki sağlık turizmi ve estetik operasyon çılgınlığının karanlık yüzünü bir kez daha deşifre ediyor.
Estetik Değil, Vicdan Operasyonu Lazım
Bugün Hatice’nin boş kalan odası ve ödenmesi gereken bir kredi borcu kaldı geriye. Yetkililerin ‘estetik’ adı altında yürütülen bu devasa endüstriyi daha sıkı denetlemesi bir zorunluluktur. Sağlık, kar marjı düşük olduğunda vazgeçilecek bir hizmet değildir. Ailenin tek bir isteği var: Başka canlar yanmasın. Ancak toplum olarak aynayla barışmadığımız ve sistemi sorgulamadığımız sürece, bu ‘estetik kurbanları’ listesine yeni isimlerin eklenmesi kaçınılmaz görünüyor.






