Ege’nin Altında Uyuyan Dev Tekrar Uyandı
Ege Denizi bugün bir kez daha sarsıldı. Yunanistan’ın Ayion Oros (Aynaroz) açıklarında meydana gelen 5.1 büyüklüğündeki deprem, sadece bir sismik hareket değil, aslında bölgedeki milyonlarca insan için çalınan bir uyarı zili niteliğinde. Gökçeada’ya yaklaşık 146 kilometre mesafede gerçekleşen bu deprem, deniz tabanındaki karmaşık fay hatlarının ne kadar diri ve tehlikeli olduğunu bir kez daha yüzümüze çarptı. Sarsıntı Çanakkale ve Gökçeada gibi sınıra yakın bölgelerde hissedilirken, akıllarda tek bir soru var: Biz bu kaçıncı uyarıyı da görmezden gelmeye devam edeceğiz?
Şans Eseri Hayatta Kalmak Kaderimiz mi?
Haber bültenlerine ‘derinliği şu kadar, büyüklüğü bu kadar’ diye düşen rakamlar, o sırada evinde oturan vatandaş için soğuk bir istatistikten fazlası. Ege Denizi, her yıl yüzlerce depreme ev sahipliği yapıyor; ancak 5.0 barajının aşılması, sistemin üzerindeki stresin artık tahammül edilemez boyutlara ulaştığını gösteriyor. Uzmanlar yıllardır Ege Denizi’ndeki graben sistemlerini ve yanal atımlı fayların tehlikelerini anlatıp duruyor. Ancak biz, her depremden sonra birkaç gün konuyu tartışıp, sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi beton yığınlarımızın içinde yaşamaya devam ediyoruz. 146 kilometre uzakta olması bizi korumuyor, aksine yaklaşan tehlikenin menzilinde olduğumuzu kanıtlıyor.
Kentlerin Altyapısı Bu Yükü Kaldırır mı?
Şimdi sormak gerekiyor: Kıyılarımızdaki o süslü sahil kasabaları, turistik tesisler ve hızla betonlaştırılan Gökçeada gibi hassas bölgeler böylesi bir sarsıntıya ne kadar hazır? Altyapımız, her sarsıntıda kesilen internet ve elektrik hatlarımızla mı bu afetlerle başa çıkacak? Kent planlaması yapılırken fay hatlarının konumu mu dikkate alınıyor, yoksa rantın getirdiği kâr marjı mı? Bugün 5.1 ile sarsılan Ege, yarın 7 ve üzeri bir depremle karşımıza çıktığında ‘keşke’ demenin hiçbir faydası olmayacak. Biz kent editörleri olarak uyarırken yorulduk, ancak karar vericiler kulak tıkamaya devam ediyor.
Unutkanlık En Büyük Düşmanımız
Toplum olarak en büyük zaafımız olan ‘çabuk unutma’ hastalığı, sismik risklerle dolu bir coğrafyada ölümcül sonuçlar doğurabilir. 2020 İzmir depreminin acıları hala tazeyken, denizin ortasındaki bu kıpırdanmaların her biri birer ders niteliği taşımalı. Gökçeada’dan hissedilen o titreme, aslında çürük binaların, yanlış imar kararlarının ve denetlenmeyen inşaatların temellerine atılan bir tokattır. Doğanın kendi takvimi var ve bizim bürokratik hantallığımızı ya da ‘bir şey olmaz’ mantığımızı asla affetmiyor. Bu son deprem, güvenli binalar ve dirençli kentler inşa etmek için son şanslarımızdan biri olabilir.






