Adalet Arayışı ve Toplumsal Yankıları
Toplumsal vicdanı derinden sarsan, siyasetin ve hukukun iç içe geçtiği büyük bir dava, dün Silivri’deki duruşma salonunda devam etti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu, 107’si tutuklu toplam 407 sanık hakkında açılan bu çetrefilli dava, sadece yargı süreci olmaktan çıkıp, ülkenin demokratik sağlığına dair geniş bir tartışmanın odağına yerleşti. Adalet beklentisiyle dolup taşan bu salonda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den milletvekillerine, belediye başkanlarından baro başkanlarına kadar pek çok siyasetçi ve hukukçu yerini alırken, sanıkların ailelerinin yüzündeki endişe ve umut karışımı ifade, salona ağır bir hava katıyordu. Böylesine geniş kapsamlı bir davanın, kamu kaynaklarının kullanımı, idari kararların şeffaflığı ve siyasi rekabetin sınırları hakkında hayati sorular sordurduğu aşikâr. Bu süreç, sadece bireylerin kaderini değil, aynı zamanda toplumun adalet mekanizmalarına olan inancını da yakından ilgilendiriyor.
Gerilimli Anlar: Seating Düzeni Tartışması
Davanın ikinci gününde yaşanan bir gerilim, adaletin sadece yasal maddelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda insan onuru ve usul esaslarına dayandığını bir kez daha gözler önüne serdi. Jandarma, Ekrem İmamoğlu’nu tutuklu sanıkların arasına, sağında bir jandarma personeli olacak şekilde oturtmak istedi. Bu hamlenin, İmamoğlu’nun önceki duruşmada kürsüye izinsiz yaklaşmasını engelleme amacı taşıdığı iddia edildi. Ancak İmamoğlu, bu düzenlemeye karşı çıkarak, “Hayır kabul etmiyorum, kimin önünü kesiyorsunuz siz. Oturmuyorum, ben ayaktayım” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Bu anlar, bir yandan güvenlik tedbirlerinin gerekliliği tartışmasını körüklerken, diğer yandan siyasetçi kimliğiyle bir belediye başkanına uygulanan muamelenin sembolik anlamını gündeme getirdi. Adalet arayışında, usulün esastan ayrılmaz bir parça olduğu gerçeği, bu gergin anlarda bir kez daha kendini gösterdi.
Başkanın Sözleri ve Mahkeme Salonundaki Çatışma
Mahkeme başkanı duruşma salonuna geldiğinde, Ekrem İmamoğlu’nun itirazları devam etti. “Bu ne böyle, sağımda solumda jandarma, usulsüzlük bu. Neden korkuyorsunuz, kimden talimat aldınız” sözleriyle mahkeme başkanına doğrudan seslenen İmamoğlu, salonda tansiyonu yükseltti. Mahkeme başkanı ise, “Benim senin korumana ihtiyacım yok, kimseden de korkumuz yok. Biz kimseden talimat almayız. Söz hakkı vermediğim halde dün ısrarla bu kürsüye gelerek savcıya, heyete parmak salladınız” diyerek cevap verdi. Bu karşılıklı atışmalar, sadece bir hukuk davası olmanın ötesinde, siyasi bir duruşmanın da sahnesi olduğunu gösteriyordu. Nihayetinde, İmamoğlu’nun kürsüye izinsiz gelmeme konusunda söz vermesi üzerine, aradaki jandarma personeli kaldırıldı. Bu an, hukukun ve diyalogun, gerilimi dahi olsa, bir çıkış yolu bulabileceğini işaret etti.
3000 Yıl Hapsi İstenen Bir Siyasetçinin Feryadı
Duruşma düzeninin sağlanmasının ardından iddianamenin özeti okundu ve Ekrem İmamoğlu’na söz hakkı verildi. İmamoğlu’nun sözleri, davanın sadece kendisine değil, temsil ettiği 16 milyon İstanbulluya ve ülkenin demokratik geleceğine yönelik olduğunu vurguladı: “Az önce iddianamenin özetini okudunuz, her satırda ismimin geçtiği özeti aktardınız. Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli siyasi davalarından biri başlatılıyor. Şu anda burada bahsi geçen mesele siyasi bir davadır, 16 milyon İstanbullu’nun belediye başkanı burada şu anda karşınızda. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak tariflediği, 25 milyonun oy verdiği bir insanı ‘dinlemiyorum’ demek, ‘Ekrem İmamoğlu’nu dinlemiyorum, önerisini dinlemek istemiyorum’ demeniz size sorun yaratır. Benim buradaki aktarımımın dinlenmesi sizi, heyeti rahatlatır. Dertliyim 3 bin yılla yargılanıyorum. Ben size güvenmek istiyorum. Bizi 12 yıl yargılayacaksınız. Bırakın konuşalım.” Bu ifadeler, siyasi liderlerin yargı süreçlerinde karşılaştığı zorlukları, ifade özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ne denli yaşamsal olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Cezaevi Koşulları ve İddianamenin Acımasızlığı
Rüşvete aracılık etme iddiasıyla tutuklu yargılanan CHP eski milletvekili Aykut Erdoğdu’nun ifadeleri, yargılananların karşılaştığı pratik zorlukları ve adaletin nasıl tecelli ettiğine dair çarpıcı bir bakış açısı sundu. “Bana bir iddianame verdiler, hücremin yarısını kapladı. Duruşmaya 1 ay kala bilgisayar kullanma hakkı verildi. Haftada 2 olmak üzere toplamda 8 saat bilgisayar kullanma hakkı verildi. Nereyi okuyayım, neyi yazayım? Adam hapisten kurtulmak için birinin adını veriyor, o çıkıyor ve ben tutuklanıyorum” sözleri, devasa iddianamelerin incelenmesi için tanınan yetersiz süreyi ve tanık ifadelerinin güvenilirliği konusundaki endişeleri gözler önüne serdi. Mahkeme başkanının, Erdoğdu hakkındaki bir ifadenin detaylarını sorup “Neden bu kadar detay versin seninle ilgili ne husumeti olabilir?” demesi üzerine Erdoğdu’nun “Hapisten çıkmak isteyen biri vallahi 12 bölümlük dizi yazar” yanıtı, cezaevinden kurtulmak isteyen kişilerin verebileceği ifadelerin ardındaki motivasyonları sorgulatan trajikomik bir durum yarattı. Bu durumlar, adil yargılanma hakkının ve hukukun üstünlüğünün, toplumsal dokumuz için ne denli hayati olduğunu bir kez daha vurguluyor.






