Türkiye’nin sağlık sistemini sarsan, vicdanları yaralayan devasa bir yolsuzluk ağı, Adana merkezli gerçekleştirilen “Son Reçete” operasyonuyla gün yüzüne çıkarıldı. Yıllarını bu mesleğe vermiş bir gazeteci olarak söylemeliyim ki; şifa dağıtması beklenen ellerin, uyuşturucu bağımlılığını körükleyen ve kamu kaynağını sömüren bir çarkın dişlisi haline gelmesi, toplumsal güven mekanizmalarına indirilen en ağır darbelerden biridir. Emniyet güçlerinin titiz takibi sonucu deşifre edilen bu organizasyon, sadece bir dolandırıcılık vakası değil, aynı zamanda halk sağlığına karşı işlenmiş kolektif bir suçtur. Adana Emniyet Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerinin başarılı operasyonu, beyaz önlüklerin arkasına gizlenen karanlık bir ticareti tüm çıplaklığıyla ifşa etmiştir.
Sistem Nasıl İşledi: Dublör Hastalar ve Usulsüz Reçeteler
Çetenin çalışma yöntemi, polisiye filmleri aratmayacak kadar organize ve karanlık bir yapıya sahip. Şüpheliler, aralarında devlet hastanelerinde görevli doktor, eczacı ve hemşirelerin de bulunduğu geniş bir ağ kurarak, ihtiyaç sahibi veya kimlik bilgilerine ulaşılan vatandaşlar adına sahte raporlar düzenledi. Özellikle Hepatit C hastası olan bazı şüphelilerin, sağlıklı bireylerin yerine kan ve idrar tahlili vererek ‘dublör hasta’ rolü üstlenmesi, usulsüzlüğün boyutunu gözler önüne seriyor. Bu yöntemle temin edilen ve aralarında kırmızı ile yeşil reçeteye tabi uyuşturucu etkili hapların da bulunduğu binlerce kutu ilaç, ya bağımlılara pazarlandı ya da yasadışı yollarla yurtdışına kaçırıldı. Bu durum, hem sokaktaki uyuşturucu trafiğini besliyor hem de gerçek hastaların hayati ilaçlara erişimini zorlaştırarak dolaylı yoldan halkın can güvenliğini tehdit ediyor.
Kamu Zararı ve Sosyal Güvenlik Sistemine Darbe
Operasyonun mali boyutu ise dehşet verici seviyede. Yapılan incelemeler neticesinde, zanlıların yaklaşık 87 milyon lira değerindeki mal varlığına tedbir konulurken, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından oluşan kamu zararının tespiti için kapsamlı bir çalışma başlatıldı. Uzman görüşlerine ve mevcut verilere dayanarak söylenebilir ki; bu tür sistemik sızıntılar sadece ekonomik kayıp yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda sağlık sigorta sisteminin sürdürülebilirliğini de riske atıyor. Adana merkezli başlayan ve 10 ile yayılan operasyon kapsamında gözaltına alınan 69 şüpheliden 34’ünün tutuklanması, yargının bu ihanet karşısındaki kararlı tutumunu simgeliyor. Savunmalarında para trafiğini ‘borç-alacak’ ilişkisi olarak tanımlayan şüphelilerin, dijital materyallerdeki kanıtlar karşısında nasıl bir yol izleyeceği merak konusu olsa da, kamu vicdanı bu davanın peşini bırakmayacaktır. Bu skandalın ardından, e-reçete ve rapor sistemlerinde çok daha sıkı denetim mekanizmalarının hayata geçirilmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluktur.






