Saniyelerle Yarışırken Anahtar Aramak: Bir Canın Bedeli
Adana’nın Yüreğir ilçesinde yaşananlar, sadece bir ailenin dramı değil, acil sağlık sistemindeki operasyonel açıkların ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğinin en acı örneği olarak karşımıza çıkıyor. Kalp krizi gibi saniyelerin bile hayati önem taşıdığı bir durumda, profesyonel bir ekibin ‘anahtar kaybetmesi’ ve bu sebeple bir hastanın yarım saat boyunca nakledilememesi, sistemin güvenilirliğini ciddi şekilde sorgulatıyor. Bu olay, ‘Acil bir durumda canımızı kime emanet ediyoruz?’ sorusunu hepimizin zihnine bir bıçak gibi saplıyor.
Skandalın Anatomisi: O Sabah Neler Yaşandı?
7 Mart sabahı Levent Mahallesi’nde evinde fenalaşan Mehmet Kepir için ailesi, umutla 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aradı. Sağlık ekipleri adrese ulaştı, Kepir komşuların da yardımıyla bir battaniyeye sarılarak hızla aşağı indirildi ve ambulansa bindirildi. Ancak tam o noktada akılalmaz bir olay yaşandı; ambulansın anahtarı bulunamadı. Bir yanda ölümle pençeleşen bir hasta, diğer yanda ise ambulansın içinde ve çevresinde panikle anahtar arayan görevliler… Bu trajik arayış tam yarım saat sürdü. İkinci bir ambulans gelene kadar geçen o kıymetli süre, maalesef bir babanın hayata tutunma şansını elinden aldı.
Hukuki Süreç ve Ailenin Adalet Çığlığı
Mehmet Kepir, ikinci ambulansla hastaneye ulaştırılmaya çalışılsa da yolda son nefesini verdi. Hastanede verilen ‘doğal ölüm’ raporu, ailenin elindeki güvenlik kamerası görüntüleriyle birleşince olayın boyutu değişti. Görüntülerde sağlık personelinin hararetle anahtar aradığı o anlar net bir şekilde görülüyor. Kepir’in ailesi, bu durumu bir ‘ihmal’ olarak niteleyerek Adana Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. İl Sağlık Müdürlüğü’nün başlattığı inceleme ise kamuoyunun vicdanını bir nebze olsun rahatlatmak için tek yol gibi görünüyor.
Neden Hepimiz Bu Haberi Önemsemeliyiz?
Bu olay sadece Adana’daki bir mahalleyi ilgilendirmiyor. Bu, kamu hizmetindeki denetim eksikliğinin ve acil durum protokollerindeki zafiyetin her birimizin kapısını çalabileceği gerçeğidir. Bugün bir anahtarın kaybolması, yarın bir tıbbi cihazın çalışmaması veya personelin yetersiz kalması hepimizin hayatını doğrudan etkileyebilir. İhmalin ‘doğal ölüm’ kılıfına uydurulmaya çalışılması ise adalete olan güveni zedeleyen en büyük etkendir. 12 yaşındaki İbrahim Kepir’in babasının mezarı başında toprağa sarılması, aslında kaybedilen bir candan çok daha fazlasını; yıkılan bir geleceği ve sarsılan güveni temsil ediyor.
Sorumlular İçin Yolun Sonu mu?
Ailenin kararlı duruşu ve elimizdeki somut görüntüler, bu davanın peşinin bırakılmayacağını gösteriyor. Bir insanın hayatı, bir anahtarın cebinden düşmesi kadar ucuz olmamalı. Devletin en temel görevi olan sağlık hizmetinde yaşanan bu ‘basiretsizlik’, idari ve cezai yaptırımlarla sonuçlanmadığı sürece benzer ihmallerin önü kesilemez. Okuyucu olarak bizlerin sorması gereken soru net: Bir ihmal zinciri hayatımıza mal olduğunda, bunun hesabını kim verecek?






