Sistemsel Bir Hatanın Anatomisi: Bir Hayat Nasıl Çalınır?
Antalya’nın sıcak sokaklarında başlayan ve Zonguldak’ın maden damarlarına kadar uzanan bir yaşam hikayesi, modern bürokrasinin en karanlık labirentlerinden birine dönüştü. Ersin Akbaş, bugün 60 yaşında bir adam ancak devletin kayıtlarına göre o bazen bir kadın, bazen hiç askerlik yapmamış bir genç, bazen de beş farklı karaktere bürünmüş bir hayalet. 1960’larda nüfus kütüğüne atılan yanlış bir imza, bir insanın varoluşunu yarım asırdan fazla bir süre boyunca kaosa sürükledi. Doğumunda ‘Ergün’ ismiyle ve sehven ‘kız’ olarak kaydedilmesiyle başlayan bu zincirleme reaksiyon, Akbaş’ın eğitimden askerliğe, çalışma hayatından emeklilik hayallerine kadar her adımı bir enkaz yığınına çevirdi.
Beş İsim İki Askerlik ve Bitmeyen Bir Kimlik Krizi
Akbaş’ın hayatı adeta bir bilim kurgu filmindeki çoklu evren teorisini andırıyor. İlkokul diplomasını ‘Ersun’ adıyla alan, itiraz edince yeni diplomasında ‘Ergin’ ismini gören bir adamın psikolojik ve sosyal direncini hayal edin. Trajedi bununla da sınırlı kalmadı. 1986 yılında vatan borcunu ödemek için kışlaya giden Akbaş, 18 ay boyunca kendi adıyla askerlik yaptı. Ancak sistemin dişlileri onu öğütmeye kararlıydı; 1990’daki Körfez Krizi sırasında seferberlik ilan edildiğinde, devlet ‘Ersün’ isminde birini daha askere çağırdı. O kişi yine Ersin Akbaş’tı. Hayatından çalınan aylar ve isimler arasında sıkışıp kalan Akbaş, kendi kimliğini kanıtlamak için adeta bir gölge avcısına dönüştü.
Hukuk Duvarına Çarpan Umutlar ve Çaycuma Belgesi
Emeklilik yaşı geldiğinde karşısına çıkan tablo ise tam bir yıkımdı. Sosyal güvenlik primleri beş farklı isim arasında dağılmış, bazıları ise sistemde tamamen buharlaşmıştı. Antalya 9. İş Mahkemesi’ne açtığı isim tespiti ve iş kazası davası, başlangıçta Zonguldak SGK’dan gelen ‘kayıt yok’ yanıtıyla reddedildi. Bir insanın annesinin yanında çalıştığını kanıtlayamaması, bürokrasinin soğuk yüzünü bir kez daha gösterdi. Ancak Akbaş pes etmedi. Kendi imkanlarıyla Zonguldak Çaycuma Vergi Dairesi’nin tozlu raflarında yaptığı araştırma, 1992 yılına ait o kritik belgeyi gün yüzüne çıkardı. Bu belge, sadece bir vergi kaydı değil, aynı zamanda Akbaş’ın 30 yıllık hukuk savaşındaki en büyük cephanesi oldu.
“Mezarı Kazıp Dört İsmi Gömelim, Biri Yaşasın”
İstinaf mahkemesinin yerel mahkemenin kararını bozmasıyla birlikte adalet mekanizması yeniden çalışmaya başladı. Son duruşmada, 2005 yılında geçirdiği kazanın nihayet bir ‘iş kazası’ olduğu tescillendi. Ancak Ersin Akbaş için bu sadece bir para ya da emeklilik davası değil; bu bir onur ve varoluş mücadelesi. Akbaş’ın mahkeme çıkışındaki sözleri, bürokratik hataların bir insan ruhunda açtığı yarayı en çıplak haliyle özetliyor: “Mezarı kazıp dört ismi oraya gömelim, sadece Ergün Akbaş yaşasın.” Şimdi gözler 6 Haziran’daki duruşmaya çevrildi. Akbaş, 60 yılın ardından ilk kez tek bir isimle, kendi gerçekliğiyle yaşlanmak istiyor.






