Yanık Bedenler, Gizli Fabrikalar: Kâr Hırsının Bedeli
Bugün 26 Mart 2026 Perşembe. Gebze Ağır Ceza Mahkemesi’nde yankılanan çığlıklar, Türkiye’nin kanayan yarasını bir kez daha yüzümüze çarptı: Kâr hırsı uğruna feda edilen genç hayatlar, sahte vaatlerle mayın tarlasına dönen iş yerleri. Bir yangında kül olan 15 yaşındaki Nisanur’un annesi Altun Taşdemir’in sözleri, bir tokat gibi indi salondaki herkesin suratına: “Kızım çalışmak için gitti ama cesedini çıkardım. Kefeni olmadı.” Bu, sadece bir annenin acısı değil, denetimsizliğin, açgözlülüğün ve insanlık dışı çalışma koşullarının bir portresi.
Nisanur, Tuğba (17) ve Cansu (15) gibi onlarca çocuk, ailelerinin geçim derdi yüzünden, hasta babalarının masrafları için okula gitmek yerine kendilerini bu ölüm kapanında buldular. 11-12 bin lira gibi cüzi ücretlerle, sigortasız, güvencesiz, geleceksiz çalıştırıldılar. Bu fabrikalar, yoksulluğu ve çaresizliği sömüren modern kölelik düzenlerinin somut örneğiydi. Aileler, çocuklarına sigorta yapılacağı vaadiyle oyalandı, her ayın sonunda elden, kesintilerle verilen maaşlarla hayatta kalmaya çalıştılar. Bu sadece yangın değil, sistematik bir cinayet.
Aldatmacanın Ağları: Denetim Sahtekârlığı ve Kör Gözler
Mahkeme salonunda ortaya çıkan acı gerçekler, sorumluluğun sadece yangına sebep olan kıvılcımda değil, sistemin ta kendisinde olduğunu gösteriyor. Yangın merdiveni olmayan, iş güvenliği uzmanı görmeyen, adeta bir mayın tarlasına benzeyen bu fabrikalarda, “hangi vicdanla kendinizi savunuyorsunuz?” sorusu havada asılı kaldı. İş yeri sahipleri, denetimlerden kaçmak için akıl almaz bir yöntem kullanmış: Üretim Dilovası’nda yapılırken, yasal adres Çorlu’da gösterilmiş. Bu, açıkça, devletin denetim mekanizmalarını hiçe saymak, vatandaşın can güvenliğiyle alay etmektir. Marka denetimlerinin nasıl atlatıldığı, “adres olarak Çorlu’yu gösteriyorlar” itirafıyla gözler önüne serildi. Peki, bu sahtekârlığa kimler göz yumdu? Hangi kör gözler, hangi sağır kulaklar bu düzene geçit verdi? Çalışanların üretim alanında rahatça sigara içtiği, izmaritlerini yere attığı bir ortamda, yangının bir tesadüf değil, beklenen bir felaket olduğu aşikâr.
Adaletin Faturası ve Yetim Kalan Hayatlar
Ölen 31 yaşındaki Esma Gikan’ın eşi Aytekin Gikan’ın, sanık avukatlarına yönelttiği “Siz Ramazan Bayramı’nda anne ve babanızın evine gitmişsinizdir… Ben 3 çocuğumu alıp mezarlığa gittim” sözleri, bir babanın çaresizliğini, bir toplumun vicdan azabını özetliyor. Bu yangın sadece binaları değil, aileleri, umutları ve geleceği yaktı. Çocukları birbirine sarılarak ölen anneler, babalar adalet bekliyor. Sanıkların mahkeme salonunda sergiledikleri rahat tavırlar, gülüşmeleri, mağdur ailelerin acısını katmerliyor, bu ülkenin adalet duygusuna hakaret ediyor. Babası 15 gün önce dedesinin cenazesinde görüştüğü patronları hakkında “Babam tehlike altında çalışmaktan bahsediyordu” diyen Nursena Yıldız’ın feryadı, adaletin sadece kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini haykırıyor.
Kurtuluş Oransal’ın vefatının ardına saklanmaya çalışan diğer yetkililerin, sorumluluğu ölmüş birine yıkma çabaları beyhude. Bu ülkenin vatandaşları, bu denetimsizliğin, bu açgözlülüğün, bu insanlık dışı düzenin faturasının kesilmesini bekliyor. Adil bir yargılama, sadece suçluları cezalandırmakla kalmayacak, benzer faciaların bir daha yaşanmaması için de bir milat olacaktır. Bu ölümler, sadece bir yangın haberi değil, tüm ülkeye verilmiş ağır bir derstir: Kâr hırsı, her şeyin üzerindeyse, yanacak olan sadece binalar değil, bizzat insanlığımızdır.






