MENÜ
06 Haziran 2026 Cumartesi
DOLAR 46,1116 ▲ %0,02
EURO 53,1487 ▼ %0,94
ALTIN 6.409,16 ▼ %3,23

Sınav mı Karakter mi? MEB’in Yeni Eğitim Rotası Netleşti

Diplomalı Canavarlar mı, İyi İnsanlar mı?

Eğitim sistemimiz yıllardır bir laboratuvar faresi gibi denek arayışında koşuştururken, nihayet masaya ‘insan’ olma sanatı yatırıldı. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında düzenlenen Erken Çocuklukta Aile, Okul ve Değerler Sempozyumu, aslında hepimizin içten içe bildiği ama yüksek sesle söylemekten çekindiği o acı gerçeği bir kez daha yüzümüze çarptı: Fizik formüllerini ezberletiyoruz ama sokağı kirletmemeyi öğretemiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni rotası, akademik başarıyı tek kriter olmaktan çıkarıp ‘iyi insan’ yetiştirme idealini merkeze almayı hedefliyor. Ancak bu hedefe giden yol, sadece müfredat değiştirmekle bitmeyecek kadar engebeli.

450 Öğrenciye Bir Rehber: Sistemin Aşil Topuğu

Sempozyumun en çarpıcı ve belki de en can yakıcı verisi Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi İbrahim Taşel’den geldi. Devlet okullarında her 450 öğrenciye sadece bir rehber öğretmen düşüyor. Özel okullarda bu sayı 150’ye inmiş olsa da, hedeflenen rakam 50-60 bandında. Bir rehber öğretmenin 450 ayrı ruh dünyasına dokunmasını beklemek, modern bir mucize talep etmekten farksızdır. Değerler eğitiminin bir ’empoze’ süreci değil, bir ‘karakter inşası’ olduğu vurgulanırken, bu inşa sürecinde profesyonel desteğin eksikliği, sistemin en zayıf halkası olarak karşımızda duruyor. Rehber öğretmen sayısının artırılması, artık bir lüks değil, bu modelin ayakta kalması için bir zorunluluktur.

Okul Öncesinde Yüzde 15’lik Kayıp Halk

İbrahim Taşel’in altını çizdiği bir diğer kritik nokta ise okul öncesi eğitimin durumu oldu. Şu an çocukların yüzde 85’ine ulaşılan bu kademede, hala sistem dışında kalan yüzde 15’lik bir kesim var. Erken çocukluk dönemi, bir insanın karakter hamurunun yoğrulduğu en verimli zaman dilimidir. Eğer bu dönemde çocuğu okul, aile ve değerler üçgenine dahil edemezseniz, ileride lise sıralarında vereceğiniz ‘etik’ dersleri sadece kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur. Okul öncesinin zorunlu hale gelmesi ve yüzde 100 erişim sağlanması, sadece bir eğitim hedefi değil, toplumsal barışın da anahtarıdır.

Rol Model Olmayan Velinin Müfredat Çıkmazı

MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Fetullah Güner ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür’ün vurguladığı ‘rol model’ meselesi ise madalyonun diğer yüzü. Bir öğretmen sınıfta ‘çevreyi temiz tutun’ derken, anne veya baba arabanın camından dışarı çöp atıyorsa, hangi müfredat bu çelişkiyi yenebilir? Değerler eğitimi, ders kitaplarının arasına sıkıştırılmış bir ünite değil, bir yaşam biçimidir. Çocuk, kağıt üstündeki bilgiyi değil, evdeki ve sokaktaki eylemi taklit eder. Dolayısıyla, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin başarısı, sadece öğretmenlerin omzuna yüklenemeyecek kadar ağır bir toplumsal sözleşme gerektiriyor. Aileler bu sürecin bir parçası değil, bizzat lokomotifi olmak zorunda.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir