MENÜ
19 Haziran 2026 Cuma
DOLAR 46,4398 ▼ %0,03
EURO 53,3000 ▲ %0,13
ALTIN 6.203,56 ▼ %1,33

Washington’dan Tahran’a Gizli El: Netanyahu’yu Titreten Pazarlık!

Diplomasi Koridorlarında Fısıltılar: Orta Doğu’da Sarsıcı Hesaplaşma

Orta Doğu’nun zaten kırılgan dengeleri, Washington ile Tahran arasında dillendirilen olası ateşkes görüşmeleriyle bir kez daha sarsılıyor. Kulislerden sızan bilgiler, bölgenin jeopolitik haritasının yeniden çizilebileceğine işaret ederken, bu durumun en çok Tel Aviv yönetimini, özellikle de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu derin bir endişeye sürüklediği konuşuluyor. Amerikan kaynaklarına göre, ABD’nin savaşı sonlandırma yönündeki hamleleri ve 15 maddelik bir ateşkes planı hazırlığı, Netanyahu için adeta bir kâbus senaryosu niteliğinde. Zira İsrail’in mutlak güvenlik hedeflerinin altında kalabilecek bir anlaşma ihtimali, Başbakan’da büyük bir panik yaratmış durumda.

Netanyahu’nun Kabusu ve İran’ın Görünürdeki Esnekliği

Axios’a konuşan İsrailli yetkililer, potansiyel bir anlaşmanın, İsrail’in İran’a yönelik ‘tehdidin tamamen ortadan kaldırılması’ hedefinden uzak düşmesinden korktuğunu dile getiriyor. Aynı dönemde, ABD kaynakları, eski Başkan Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff aracılığıyla gelen sinyallerin İran’ın bazı önemli konularda taviz vermeye hazır olabileceğini gösterdiğini iddia ediyor. Bu tavizler arasında, nükleer programının kilit bir maddesi olan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarından vazgeçme gibi kritik başlıklar yer alıyor. Ancak Tel Aviv yönetiminde, İran’ın bu esnekliğinin samimiyeti konusunda ciddi şüpheler bulunuyor. Netanyahu’nun ve İsrailli güvenlik bürokratlarının bu iddialara ihtiyatla yaklaşması, bölgedeki derin güven bunalımının da bir yansıması.

Geçmişin Gölgesi: Güven Yıkımının Tarihçesi

Peki, ‘Neden böyle oldu?’ Bu derin güvensizliğin kökleri, on yıllardır süregelen ABD-İran-İsrail üçgenindeki karmaşık ilişkilere dayanıyor. Özellikle İran nükleer anlaşması (JCPOA) sürecinde yaşananlar, taraflar arasındaki güven köprülerini yerle bir etti. Eski ABD Başkanı Trump’ın 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından gelen gerilimler, Tahran’da Washington’ın diplomasiye olan bağlılığına dair büyük bir şüphe uyandırdı. İranlı yetkililerin defalarca dile getirdiği ‘diplomasiye ihanet’ söylemleri, tam da bu geçmiş tecrübelere dayanıyor. Bu tarihsel kırılmalar, bugünkü müzakere iddialarının neden bu denli karmaşık ve şüpheyle karşılandığını anlamamızı sağlıyor. Bölge halkları için ise bu durum, yıllardır süregelen istikrarsızlığın ve sürekli bir savaş tehdidinin olağanlaşması anlamına geliyor.

Tel Aviv’in Stratejik Çıkmazı: Savaş mı, Kabul mü?

İngiltere merkezli BBC’nin analizleri de, ABD-İran görüşme ihtimalinin Netanyahu üzerindeki baskıyı artırdığını doğruluyor. Sahadaki karşılıklı saldırılar devam ederken, Netanyahu’nun İran’ı varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü ve bu tehdit tamamen ortadan kalkmadan savaşı bitirmek istemediği biliniyor. Tel Aviv Üniversitesi’nden Michael Milstein gibi uzmanlar, ‘Trump’ın tutumu ile Netanyahu’nun tutumu arasında bir tür çelişki var. Netanyahu savaşa devam etmek istiyor. Ancak Trump bir çıkış yolu arıyor’ sözleriyle bu derin fikir ayrılığını ortaya koyuyor. Bu durum, İsrail’i ya kendi hedeflerinden taviz vermeye ya da Washington’dan gelen barış çağrılarına rağmen çatışmayı tırmandırmaya zorlayan bir stratejik çıkmaza sürüklüyor. Her iki senaryonun da bölge halkları ve küresel istikrar üzerinde ağır sonuçları olabilir.

Washington’ın Diplomatik Oyunları ve Tahran’ın Keskin Reddi

ABD’nin müzakere sinyallerinin perde arkasında, piyasaları sakinleştirmek, İran içinde bölünme yaratmak ya da yeni bir askeri hamle için zaman kazanmak gibi stratejik hesapların yatabileceği yorumları da yapılıyor. Ancak Tahran’dan gelen yanıtlar, bu iddiaları kesin bir dille yalanlıyor. İran’ın İslamabad Büyükelçisi Rıza Emiri Mukaddem, Trump’ın ‘görüşmeler yaptık’ iddialarını ‘basından duyduklarını’ belirterek, ‘Edindiğim bilgilere göre ve Trump’ın iddiasının aksine, iki ülke arasında şu ana kadar doğrudan veya dolaylı hiçbir görüşme yapılmadı’ ifadelerini kullandı. Bu kesin ret, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi tarafından da tekrarlandı. Bekayi, ‘Hiç kimse ABD’nin diplomasisine güvenemez’ sözleriyle, geçmişteki ‘diplomasiye ihanet’ tecrübelerine atıfta bulunarak, Washington’a olan derin güvensizliklerini açıkça ortaya koydu. Bu durum, sadece bir diplomatik yalanlama değil, aynı zamanda İran’ın kendi iç kamuoyuna ve bölgesel müttefiklerine yönelik bir direniş mesajı olarak da okunabilir. Bölgedeki vatandaşlar için bu karşılıklı sert söylemler, gerilimin yakın zamanda azalmayacağının ve belirsizliğin süreceğinin bir işareti.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir