Ortadoğu, bir kez daha uçurumun kenarından döndü. Günlerdir tırmanan ve Amerikan Başkanı Donald Trump’ın ‘topyekûn imha’ tehditleriyle adeta kıyamet senaryosuna dönüşen gerilim, beklenmedik bir diplomasi trafiğiyle şimdilik donduruldu. Ancak bu buzdağının görünen yüzüydü. Perde arkasında, bölgeyi büyük bir yıkımdan kurtaran kararların kimler tarafından, hangi koşullar altında alındığı, birçok soru işaretini de beraberinde getiriyor. Özellikle İran’ın en üst düzey karar mekanizmasından geldiği iddia edilen ‘oyun değiştirici’ talimat, tüm dengeleri altüst etti. Peki, bu kritik emri kim verdi ve tüm bu kaotik süreçte görünmeyen ipleri kimler çekiştirdi?
Kıyamet Senaryosunun Perdesi Nasıl Açıldı?
Gerilimin zirveye ulaştığı anlar, Başkan Trump’ın kameralar karşısında tüm bir medeniyetin yok olabileceği yönündeki tehditler savurduğu sırada yaşandı. Washington’da adeta nefesler tutulmuş, Pentagon ve ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) yetkilileri, İran altyapısına yönelik devasa bir bombardıman emrini bekliyordu. Sahadaki Amerikan askerleri yüksek alarma geçerken, müttefik ülkeler de İran’dan gelebilecek ‘benzeri görülmemiş’ bir misillemeye karşı savunma planlarını hızla devreye sokmuştu. Hatta İran içinde siviller, olası hava saldırılarından kaçınmak için büyük şehirleri terk etmeye başlamıştı bile. İşte bu noktada, yani felaketin kapıda olduğu o ‘çılgınca’ anlarda, karanlık dehlizlerde bir şeyler değişmeye başladı. Görünen oydu ki, bu yıkımın maliyeti, kimsenin göze almak istemeyeceği kadar yüksekti.
Washington’dan Tahran’a Sinsice İşleyen Diplomasi Ağı
Kamuoyuna yansıyan sert söylemlerin aksine, arka planda tam bir diplomasi fırtınası hüküm sürüyordu. Trump Beyaz Saray’da kalabalığa hitap ederken, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff telefon diplomasisiyle adeta zamanla yarışıyordu. Pakistan, Mısır ve Türkiye gibi arabulucular, taraflar arasında mekik dokuyor, taslaklar havada uçuşuyordu. Sürece yakın kaynaklar, yaşananları ‘saatler içinde sürekli değişen, kontrol edilmesi zor bir süreç’ olarak tanımlıyor. Witkoff’un İran’dan gelen 10 maddelik teklifi ‘son derece sert ifadelerle’ değerlendirmesi, müzakere masasında anlık yön değişikliklerine yol açsa da, krizin derinliği, çözümü kaçınılmaz kılıyordu. Asıl soru şuydu: Bu karmaşık ağın içinde, çözümü tetikleyen o kilit hamle neydi?
Hamaney’in Gizemli Emirleri ve Sessizliğin Ardındaki Sırlar
Axios’ta yer alan iddialar, krizin en kritik eşiğinde İran’ın lideri Mücteba Hamaney’in devreye girdiğini ve müzakere heyetine bir anlaşmaya varılması yönünde ‘açık talimat’ verdiğini gösteriyor. İsrail’in suikast tehdidi nedeniyle son derece sıkı güvenlik önlemleri altında hareket ettiği bilinen Hamaney’in iletişimini büyük ölçüde not taşıyan haberciler aracılığıyla sağlaması, karar alma sürecini hem yavaşlatıyor hem de gizemli bir hale getiriyor. Zira Hamaney’in bu denli kritik bir süreçte bile kamuoyuna videolu bir mesaj vermemesi, babasının kırkı gibi önemli bir törende bile ortaya çıkmaması, hakkında çıkan ağır hastalık ve hatta vefat söylentilerini daha da güçlendiriyor. İRAM Başkanı Dr. Serhan Afacan’a göre Hamaney’in hala görüntülü mesaj yayınlamaması ‘düşündürücü’. Bu sessizlik, onun gerçekten ne kadar kontrol sahibi olduğu veya bu ‘talimatı’ kimler aracılığıyla ilettiği konusunda büyük bir sır perdesini aralıyor.
Şahinler Nasıl İkna Edildi? Devrim Muhafızları ve Kritik Denge
İran’ın kararı ‘tipik bir İslam Cumhuriyeti kararı’ olarak yorumlayan Dr. Serhan Afacan’ın analizi, Devrim Muhafızları içindeki sertlik yanlısı kanadın nasıl ikna edildiğini anlamak için kritik. Afacan’a göre, Abbas Irakçi sadece müzakereleri yürütmekle kalmadı, aynı zamanda Devrim Muhafızları’nı da anlaşmaya ikna etmekte kilit rol oynadı. Devrim Muhafızları’nın genellikle ‘haklı çıktığını’ ve bu savaşın yıllarca sürdürülemeyeceğini görmeleri, ateşkesi desteklemelerini ‘çok normal’ kılıyor. Ayrıca Çin’in de Tahran’a benzer yönde telkinlerde bulunduğu iddiaları, bu karmaşık denklemin dışsal faktörlerini de gözler önüne seriyor. Bu durum, İran’ın kararlarının tek bir elden değil, bir konsensüs ve stratejik hesaplaşma sonucu alındığını gösteriyor.
Ateşkes Bir Geri Adım mı, Yoksa Stratejik Bir Hamle mi?
Bu ateşkes, İran için bir geri adım mı? Dr. Serhan Afacan bu soruyu net bir şekilde reddediyor. Afacan, ‘Geri adım olarak yorumlamak için 15 gün vadede, İran’ın koşullarının tamamen yok sayılmış olması lazım’ diyor. İran, elinin güçlü olduğu bir noktada, Pakistan gibi hatırı sayılır bir arabulucu varken, daha büyük bir yıkıma gitmek yerine stratejik bir duruş sergilemiş olabilir. Nihayetinde karar, İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi’nden geldi. Bu, ‘ben de tırmandırdım, hiç geri durmadım, ancak bir noktada ivme aşağı doğru gidecek’ anlayışının bir yansıması. Eğer ateşkesin sonunda savaşın tamamen bitirilmesi veya sonraki saldırıları önlemeye yönelik maddeler sağlanırsa, bu İran açısından olumlu bir durum teşkil edecektir.
Trump’ın Son Dakika Kararı ve Ortadoğu’nun Belirsiz Geleceği
Washington’da ateşkesin ilan edilmesine saatler kala bile büyük bir belirsizlik hakimdi. Trump’ın yakın çevresindeki şahinler, anlaşmanın reddedilmesi için yoğun baskı yaparken, diplomasi yanlıları ateşkesin kabul edilmesi gerektiğini savunuyordu. Hatta Trump ile görüştükten kısa süre sonra bile birçok isim, başkanın teklifi reddedeceğine inanıyordu. Ancak Trump, son anda İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüşerek güvence aldıktan ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asim Munir ile temasa geçtikten yalnızca 15 dakika sonra ateşkesi kabul ettiğini duyurdu ve ABD kuvvetlerine geri çekilme emri verdi. Dr. Serhan Afacan, tüm bu dinamikler ışığında ‘savaşın bittiğini’ düşünüyor. Zira ABD’nin yıkım gücü tartışılmaz olsa da maliyetlere katlanmak istemediği, İran’ın ise direniş kapasitesinin sınırlı olduğu göz önüne alındığında, her iki tarafın da bu savaşı sürdürmemek için ‘çok haklı nedenleri’ vardı. Ancak Ortadoğu’nun dinamik ve öngörülemez doğası, geleceğin her zaman yeni sürprizlere gebe olduğunun da altını çiziyor.






