MENÜ
19 Haziran 2026 Cuma
DOLAR 46,4500 ▼ %0,03
EURO 53,2744 ▲ %0,07
ALTIN 6.251,43 ▼ %0,57

Ortadoğu’da Gizemli Sessizlik: Hamaney Nerede, Netanyahu Nasıl Kurtuldu?

Ortadoğu’nun Derinliklerinde Yeni Bir Perde

Ankara’nın soğuk koridorlarında fısıltılar artarken, Ortadoğu sahnesi son haftalarda eşi benzeri görülmemiş bir gizem perdesiyle örtüldü. İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in Nevruz konuşması geleneğini bozarak sadece yazılı bir açıklama yayınlaması, Tahran’daki iktidar boşluğu ve liderlik bilmecelerini derinleştirdi. Aynı anlarda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hedef alındığı iddia edilen bir saldırı sonrası uzun süren sessizliği, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırdı. CIA ve MOSSAD başta olmak üzere dünyanın önde gelen istihbarat teşkilatları, bu iki kritik ismin akıbetini, sağlık durumlarını ve bölgesel savaş çabalarındaki rollerini mercek altına almış durumda. Bu durum, Ortadoğu’nun zaten karmaşık olan jeopolitik denklemini yeni bir belirsizliğe sürükledi.

Tahran’ın Yeni Lideri ve Sessizliğin Nedeni

İran’da babasının yerine geçmek üzere Uzmanlar Meclisi’nin onayıyla 9 Mart’ta dini lider ilan edilen Mücteba Hamaney’in, kamuoyuna ilk seslenişi sadece üç gün sonra Telegram üzerinden yaptığı bir metinle sınırlı kaldı. Nevruz gibi ülkenin en önemli bayramında babasının geleneksel konuşmasını sürdürmemesi ve yaklaşık üç haftadır önceden kaydedilmiş bir video mesajı bile yayınlamaması, Tahran rejiminin iç dinamiklerine dair ciddi soru işaretleri doğurdu. Uzmanlar, bu sessizliğin sıradan bir durum olmadığını, Mücteba’nın sağlık durumu veya nerede olduğu hakkında ciddi endişeler taşıdığını dile getiriyor. Sosyal medyada yayılan ve Mücteba’ya ait olduğu iddia edilen bir evdeki yıkım görüntüleri de bu gizemi daha da karmaşık hale getirdi; ABD’li yetkililer görüntülerin gerçekliğini araştırıyor. Washington’dan gelen ilk değerlendirmeler, İsrail’in babasının evine düzenlediği iddia edilen saldırıda Mücteba’nın ağır yaralanmış olabileceği, hatta yüzünde kalıcı hasar oluştuğu yönünde. ABD ve İsrail istihbaratının Mücteba’nın hayatta olduğuna dair bilgisi olsa da, İranlı bazı yetkililerin onunla yüz yüze görüşme taleplerinin güvenlik endişeleriyle reddedilmesi, durumun vahametini gözler önüne seriyor. Amerikan ve İsrailli yetkililer, Tahran’da gerçekte kimin söz sahibi olduğunu anlamaya çalışırken, bu gizemli sessizlik bölge için kritik bir uyarı niteliği taşıyor.

Netanyahu’nun Bilmecesi: Bir Kurtuluş Hikayesi mi, İstihbarat Oyunu mu?

Tahran’daki bu belirsizlik sürerken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bir başka gizemin odak noktası oldu. İran Devrim Muhafızları’nın hedefindeki isimlerin başında gelen Netanyahu’nun konutuna yönelik bir saldırı düzenlendiği iddiaları, geçen hafta Ankara’nın da yakından takip ettiği bir gelişmeydi. Tahran’a yakın kaynaklar bu saldırıyı öne sürerken, Netanyahu’dan uzun süre haber alınamaması, ölüp öldüğüne dair spekülasyonları beraberinde getirdi. Devrim Muhafızları, Netanyahu’nun füze saldırılarından korunmak için yeraltında saklandığını dahi iddia etti. Yaklaşık bir hafta sonra kameraların karşısına canlı yayınla çıkarak hayatta olduğunu duyuran Netanyahu’nun bu çıkışı öncesinde ise yapay zeka ile oluşturulduğu iddia edilen videoların sosyal medyada dolaşması, istihbarat çevrelerinde farklı yorumlara neden oldu. Uzmanlar, bu videoların asıl amacının Netanyahu’nun gerçek konumunu gizlemek ve düşmanlarını yanıltmak olabileceğini belirtiyor. ABD’li yetkililer, Netanyahu’nun güvenlik protokollerinin olası bir saldırı sonrası en üst seviyeye çıkarıldığını ve hareketlerinin sıkı bir şekilde gizlendiğini doğruladı. İsrail’den üst düzey bir yetkili de tehditlerin ciddiyetini koruduğunu ancak Başbakan’ın görevinin başında olduğunu ve karar alma süreçlerini yönlendirmeye devam ettiğini kaydetti. Ancak Devrim Muhafızları’nın suikastlar sonrası Netanyahu’nun izini sürerek onu öldürmeye çalışacaklarına dair açık tehditleri, Tel Aviv ve Tahran arasındaki gölge savaşının geldiği tehlikeli boyutları bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu durum, sadece iki ülke arasındaki değil, tüm bölgedeki gerilimi tırmandırma potansiyeli taşıyor.

İran’da Güç Boşluğu ve Devrim Muhafızları’nın Yükselişi

İran’daki liderlik boşluğu ve Mücteba Hamaney’in gizemli durumu, ülkedeki güç dengelerini kökten değiştiriyor. ABD ve İsrail istihbaratı, geçtiğimiz salı İsrail’in düzenlediği suikasta kadar güvenlik şefi Ali Laricani’yi İran’ın fiili lideri olarak görüyordu. Laricani’nin ortadan kaldırılmasıyla oluşan güç boşluğunun ise büyük ölçüde Devrim Muhafızları tarafından doldurulduğu değerlendiriliyor. Bu durum, İran’ın iç ve dış politikasında köklü değişikliklerin habercisi olabilir. CIA Direktörü John Ratcliffe ve ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı Direktörü General James Adams’ın gizli oturumdaki açıklamaları, İran hükümetinin derin bir komuta ve kontrol krizi yaşadığını ancak yakın zamanda bir çöküş belirtisi olmadığını gösteriyor. Ancak rejimin bu kadar üst düzey lider kaybı ve süregelen savaş koşulları altında ayakta kalıp kalamayacağı belirsizliğini koruyor. İsrailli yetkililer, İran’ın üst düzey liderlerinin “aranan kişiler gibi davrandığını,” güvenli evler arasında gidip geldiğini ve dijital iletişimden kaçındığını belirtiyor. Bu durum, Devrim Muhafızları’nın etkisini daha da artırmasına zemin hazırladı. Mücteba Hamaney’in yükselişi, Devrim Muhafızları ile olan yakın bağları sayesinde mümkün olmuştu ve bu durum, örgütün ülkenin ekonomisi, politikası ve güvenliği üzerindeki etkisini daha da pekiştirdi. Üst düzey bir Arap yetkilinin “Devrim Muhafızları İran’ı ele geçiriyor ve çılgınlar. Son derece ideolojikler ve ölmeye de Hamaney ile görüşmeye de hazırlar” sözleri, örgütün ne denli belirleyici bir güce dönüştüğünü ortaya koyuyor. Tel Aviv’deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Raz Zimmt, Mücteba’nın yaralanması ve güvenlik endişeleri nedeniyle yetkisini tam olarak kullanamasa da görevini yerine getirmediğine dair bir kanıt olmadığını, ancak mevcut olağanüstü koşullar altında kamuoyu önüne çıkmasının beklenmemesi gerektiğini dile getiriyor. Hatta yaralanmasının ciddiyeti nedeniyle kaydedilmiş bir video yayınlamasına bile izin verilmeyebileceğini ekliyor. Bu tabloda, İran’ın gelecekteki yönü büyük ölçüde Devrim Muhafızları’nın elinde şekillenecek gibi görünüyor.

Ankara’nın Gözünden Bölgesel Gerilim

Ankara’nın jeopolitik gözlem noktasından bakıldığında, Ortadoğu’daki bu iki kritik liderin etrafındaki gizem, bölgedeki mevcut gerilimi yeni bir seviyeye taşıyor. İran’daki liderlik belirsizliği, Batı ve bölgesel rakipler için Tahran’ın kısa ve orta vadeli stratejilerini tahmin etmeyi güçleştirirken, Devrim Muhafızları’nın artan etkisi, daha radikal ve öngörülemez adımların atılabileceği endişesini doğuruyor. Diğer yandan, Netanyahu’nun hedef alınması ve hayatta kalma mücadelesi, İsrail’in güvenlik algısını yeniden şekillendiriyor ve misilleme potansiyelini artırıyor. Devrim Muhafızları’nın Netanyahu’nun kesin yerini tespit etmek için yürüttüğü yoğun elektronik istihbarat ve saha çalışmaları, taraflar arasındaki bu gizli mücadelenin ne denli tehlikeli bir hal aldığını gösteriyor. Başarılı bir suikast veya büyük bir askeri operasyon, bölgeyi topyekûn bir çatışmaya sürükleme riskini barındırıyor. Liderlerin fiziki veya siyasi olarak sahneden çekilmesi veya gölgeye bürünmesi, istikrarsızlığın daha da yayılmasına zemin hazırlıyor. Ankara, bu karmaşık ve riskli denklemi yakından takip ederken, bölgedeki her türlü gelişmenin domino etkisi yaratabileceği gerçeğiyle yüzleşiyor. Ortadoğu, bir kez daha, liderlerin sırları ve istihbarat oyunlarıyla şekillenen tehlikeli bir dönemece girmiş durumda.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir